ŞİİR NEDİR, NE DEĞİLDİR?

 

BİR TASVİR DENEMESİ

 

İtiraf edeyim ki, ara sıra heceli kafiyeli metinler yazıyor, paylaşıyorum diye "şair" olduğum iddiasında değilim.  

 

Çünkü şairlik, kelimeleri yanyana, alt alta belli bir düzen içinde yazabilme basit yetisi değil, çok daha ötesinde, başka bir mertebe.

 

Dile hakimiyet, çok çalışmak, emek vermek falan yetmez şair olmak için. Çok özel bir yetenek de gerekir. Öyle üç beş kelimeyi yan yana koydum, alt alta dizdim diye şair olmaz kimse. Bu yüzden ben kendimi olsa olsa amatör bir şiir emekçisi, en fazla şiir teknisyeni olarak görebilirim.

 

Gemini'ye göre şiir; duygu, düşünce ve hayallerin, dilin estetik kullanımıyla, ahenkli, ritmik ve çoğunlukla ölçülü/uyaklı mısralar (dizeler) halinde ifade edildiği sanatsal bir edebi türdür. İmge, çağrışım ve yoğun bir anlatıma dayanan şiir, kelimelerle şekil kurma sanatı olarak da tanımlanır ve okurda coşku/estetik zevk uyandırmayı amaçlar.

 

Bana göre ise şiir; 

 

- Ruhun seslenişidir, estetiğin vücut bulması, sözün kemale ermesidir.

 

- Anlatı değildir, anlatmaz. Öyle olsa deneme, roman, öykü, hikaye vb olurdu.

 

- Hissiyattır. Hissettirir, hayal ettirir, duyumsatır. Hissetmekle, duyumsamak arasındaki farkı da şiir kavratır.

 

- Sırdaştır, dosttur. İfşa etmez, utandırmaz, yüze vurmaz ama ikaz eder, edebe çağırır, teselli eder, kusur örter.

 

- Edebi olduğu kadar ebedidir de, bir kez varlık buldu mu, zaman tanımaz, mekan tanımaz, çağları aşar.

 

- Şiir yerleşik değil, gezgindir, statik değil dinamiktir. Dize dize gezer, hece hece gezdirir hem dünyayı, hem rüyayı ve hayal alemlerini.

 

- Asla yalan söylemez. Ya derin bir sessizliğe gömülür ya da en mahrem olanı bile, peçeler, zarifçe dillendirir.

 

- Sahipsizdir. Yazılana kadar bir ele emanettir. Yazıldı mı, her kimin ihtiyacı varsa, onundur.

 

- Anlamını ne şairinden alır ne içerdiği kelimelerin sözlük tanımlarından. Şiir anlamını duygudan alır. Kime hangi duyguyu geçiriyorsa anlamı da odur.

 

- Ama eğlence mezesi, keyif vasıtası değildir. Boş zaman meşgalesi hiç değildir.

 

- Asla sıradan bir metin değildir. Bazen bir davettir, muştudur, umuttur, heyecandır, bazen de bir serzeniş, sistem ve ağıttır.

 

- Hatta belki şaşıracaksız ama o, bir şairin eseri de değildir.

 

Şaire ilhamdır.

İlhan verene râm,

insanlığa, muhatabına ikramdır.

KARALAMALAR

 

 

 

 

 

 

ŞİİR YAZIYORUM

 

Şiir yazmaya karar verdim.

Belki de anlatabilirdim,

saklamadan duygularımı,

eline geçmeden gerçeğin!

 

Aralık 2002

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİYORSUN

 

Gecelerim de gündüzlerim gibi karanlık.

Ne aya bakabilirim ne yıldıza artık.

Şikâyet etmemeliyim, çünkü biliyorsun,

En çok sevdiğimdi benim, zifiri karanlık.

 

Yalnızlığım da mecnunluğum gibi, kimsesiz.

Ne seninle yapabilirim şimdi ne sensiz.

Girdaba kaptırdım ruhumu, biliyorsun,

Kurtuluşu yok, tüm çabalar kifayetsiz!

 

Aralık 2002 - Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANLATAMAM

 

Ne olur ısrar etme,

anlatamam sana aşkımı,

Ne kadar çabalasam,

söz yetmez, beceremem.

 

Kelimeler bilmezken kendi anlamını,

ben ne yüklerim,

ne taşınır, kim bilir, sana.

Bir kabuğa bağlandığını nasıl söylerim?

Nasıl anlatabilirim

bir cesedin sonsuz aşkını?

 

Ama belki,

durup bir an bakabilsen

derinlerine okyanus mavisi gözlerin ve

dalıp gitsen bir an dipsiz denizine sevginin

anlardın.

 

Ama nafile!

Ne benim gözlerim mavi,

ne sen yüzme biliyorsun…

 

Ocak 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GECENİN SEZSİZLİĞİNDE

 

Yırtıcı bir çığlık büyür içimde

Duygular yol alır bilinmezliğe

Dinginliğine inat karanlığın 

Ruhum kıpır kıpır, sığmaz bedene

 

Sanırım, bir ben gece ile dostum

Yıldızlara yoldaş uykusuzluğum 

Gözyaşı sel olur, işler içime

Ruhum titrer ve dinmez susuzluğum

 

Gece bitti, yine sabah oluyor

Yazık, düne sitem vakti doluyor

Ey ruh, sen dön aydınlığa içimde

Karanlığım, kızılca gün doğuyor

 

Mayıs 2003 - Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YÜRÜYORUM

 

Zaman değil, ömür tüketiyorum

Menzilim yok, meçhule gidiyorum

Kaderim çizilmiş, süre verilmiş  

Ümidim yok, beyhude yürüyorum

 

Yaşanmış ne varsa, şikayetçi benden

Ruhum da kurtulmak ister bedenden

Sanırım failiyim her günahın  

Artık şüphe eder oldum kendimden

 

Sanki kâbuslar gerçek, gerçek kâbus

Nasılsa duyulmaz isyanın, bir sus

Yükün boş hayallerin, çilen yolun

Oyalanıp durma, yürü ve kavuş

 

Haziran 2003 – Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESİR-İ AŞK

Divanesi oldum bahtımın, peşindeyim

Bırakıp gidemem, yoksa da zincirlerim

Bıçak keskinliğinde düşen yüreğime

Yalnızlık değil, gözyaşı yüklü özlemim

 

Yandım bir çıranın titreyen aleviyle

Gönlüm emanet zalim bir hoyrat gönle

Ölüm sessizliğine bürünür feryadım 

İsyanım çare vermez, beklemek nafile

 

Bekleyiş bir bakış kadar sonsuz ve aşkın

Deler geçer o bakış kalbi, aşık şaşkın

Vuslat aldanış, özlem beslerken ümidi

Heyhat, geleceği yok ki esir-i aşkın

 

Düşmeye görsün buz ateşler kor yüreğe

Eritir her ne kalmışsa senden geriye

Akıl vazgeçse, kalp iflah olmaz diretir   

Razıdır sorsan, aşk için candan geçmeye

               

Feda edilir diğer sevgiler uğruna

Serilir tereddütsüz sevgili yoluna

Gözde birer damla yaş bırakır her giden  

Dünyaya sığmaz, saklanır göz pınarında

 

Temmuz 2003-Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖNÜL DERDİM

Her güzele meyleden arsız deli gönül

Dinmeksizin esen, bir seher yeli gönül

Her darbesiyle yüreğimde yara açan

Sazımın, vurdukça inleyen teli gönül

 

Yıllar var ki saklıdır, bilinmez derdim

Lokman hekim dirilir, dirilmez derdim

Bir ömür değil, bin bir ömür de yaşasam

Bakidir, her ne yapsam da silinmez derdim

 

Temmuz 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KALP, AKIL ve AŞK

 

An gelir, gün ortasında hülyalara dalar insan

Kendi gölgesinde dertlerine derman arar insan

Kendisi de bilmez, kalbi ne acılar destelemiş

Sarhoşlukta kaybolur, çıkacak bir yol sorar insan

 

Hayat bir bilmece, çözüm saklı kalpte ve akılda

Biri korunağı olur, ıslanırsa eğer öteki yolculukta

Bilinmezliğe yürümektir, kalbin peşinden olan

Akıl dur der, çıkmaza tutulursa yön bu uğurda

 

Ben kendimden bilirim, hiç eksik olmadı elemim

Kalbim kimi severse aklım onda olmalı benim

Aşka düşmek, çöle düşmekten beter, çıkışı olmaz

Rüzgarlarla savrulur, bir damlaya muhtaç bedenim

 

Derim ki yürek yetmez sadece, aşk bizi bulunca

Akla sormalıdır, çekilir mi bu yaşam boyunca

Sevgili uğruna ölmek değildir, aşkı yüceltmek

Asıl olan uğruna yaşamaktır, akla uygunca 

 

Ey şiir, sensizlikte bu yalnızlık nasıl çekilsin

Kime açılsın şu dertli gönüller, keder silinsin

Ruha aydınlıktır dizelerinin ışıltıları

Vuslat olmasa da kadim dostluğun kadri bilinsin

 

Temmuz 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ADINI KALBİME YAZDIM

 

Adını yazdığım kalbime, kandır 

bu yüzden damarlarımda dolaşıyorsun çoktandır

ne doktorlar çare bulabilir

ne kimse izleri silebilir

suçlu arama boş yere, o benim...

 

Sen bir çağlayana dönüştün,

ben ruhunda patlayan fırtınaya düştüm

sanma aynı zamanda yenik düştüm

zira, sen de düştün,

hem sadece bir düştün

ve ben uyuyakalıp, düşü büyütmüştüm...

 

yılları yollar yapıp yürüdüm,

hiç bilmediğim adresini bulmaya yemin içtim 

görmediğim yüzünü sulara çizdim,

her gece kendimle karşılıklı oturdum

ve sevgini kadehe doldurup ölümüne içtim 

'yıldızlar altında', ışıltılarla seviştim...

 

'Ölüm bizi ayırana dek',

ölümü ayırdım bizden, bilerek ve isteyerek

yeter ki, 'gönüller bir olsun', dileyerek  

ama ya kazara sen orada olsaydın,

ben cansız bir bedene dönüşür, yığılırdım

ve sen, biçare, içimde, ölürdün...

 

Uzaklık yoktu, uzak olan bize, yakınlaşmaktı

gelmezdik birbirimize

başka yönlere gidip, uzaklaşırdık 

gözlerimiz açık, kalplerimiz kapalı

kalpler açıksa, gözler ayda, ay dolu ve kapalı

 

bir ağaç dalı kırılmazdı

yaprağının ağırlığıyla, kırıldı

bir güvendi, kurulmazdı

sözlerin cambazlığıyla, kuruldu

ben ağlamazdım,

aslında yalan olan sadece buydu...

 

Yalan artırırmış zenginliğini

sana kim dedi, kes kekremsi güzelliğini

sade sen ka(l)dın saflığınla

baharatla seni, iyice bir süslemeli

sen-sizlik şarabı içer, ben sende-ler-ken...

 

El işi bir sevda bu, çalma felekten

paha biçilmez, değeri göz nuru el-emekten,

ben kalayım, sen durma, git sekerekten

sana bir zarar gelsin, istemem,

bilirim,

sen acıyı hiç sevmezsin...

 

Doğrulayım dedim, doğruldum

bir sağıma baktım, yoruldum

solum, önüm ve arkamdaysan eğer, sobe.

oysa sen hiçbir yerde yoktun

yalnız feryadın yağıyordu üstüme...

 

Göz yaşına bir ıhlamur demledim

galiba hastaydım ve bedenimi tekmeledim

sırtıma çıkamadım, silkelendim, terledim

sıcaklığın hala içimdeydi, ama sen soğuktun,

düş(tüğ)ümde tuttuğum ellerinden bildim...

 

Yağmurda ıslanmadım ki, engel oldun

seni yağmur altına iten ben, soldum.

güneş yanığıma, yanağın değdi

ben elindeyken güzelim, güz elimdi,

elin gözümdeydi, bir baktın ve

sevdamıza elin gözü değdi...

 

yüreğimi buzdolabına tıktım, soğutamadım

eline, avucuma doldurdum göğü, boşaltamadım

bir yıldız düştü ve rüzgâr dalgalandı

saçlarım birden ayın rengine bulandı,

ağladım, ağlatıldım, midem bulandı...

 

Telefona sarıldım, telef oldum

numara çevirdim, çaktılar, aklımdan vuruldum

polis durdurdu, ben arandım

cevap veremedim, aklım karıştı,

hem zaten havada ve bir karıştı...

 

dudağım çatladı, çat kapı, sen vurdun

ne diyeceğimi bilemedim, karşında dondum

zira git diyen bendim

gel-gitlere alışan sen

ben duruldum, bir masaya kuruldum

çaldım, tek duyan yine, sen oldun...

 

ayaklarım yön bilmezdi

ileri-geri gitmekle bu yol bitmezdi

sonunda, yine başladığım yere döndüm

ve ruhuma bir köz gömdüm

elimi karda soğuttum, yağmur dindi 

ben yandım, gölü kuruttum...

 

Yel vurdu, titredi yüreğim, daraldım

fırlatıp güneşe onu, dağladım 

dağda elin ile barıştım, sen ceylanla yarıştın

ben yine çağlayana karıştım,

- karışma, bildiğince aksın

diyen sen, dondun...

 

Kanım dondu o an, öldün sandım

ateşe atladım, kızardım, sen ‘ak’tın,

beyaz örtüsüne cesedimin, kanım damladı

ellerin buzdan, kırdı, bir dal salladı

eller durdu, baktı bize, ağladın ...

ve ben aktım, çağladım...

kalbime tekrar adını yazdım, kandın...

ben aynı yalanı içtim, kandım...

 

Ağustos 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HUZUR

Kayboldum işte yine, içimin dipsiz derinlerinde

Pusulasız ve rotasız, ham hayal yüklü bineğimde  

Açık denizde, ufuklara doğru bilinmez bir yönde

Gidiyorum, sığınacağım bir liman yokmuş, ne keder    

 

Salmışım teknemi azgın dalgalar ve hırçın rüzgâra

Dertler yok artık, ölüm bile sevimli görünür zira

Sırtüstü uzanmışım güverteye, gündüzün bulutlarla

geceleri yıldızlarla, dalmışım koyu muhabbete

 

Ayağımı sallamışım sulara ve böylece dalmışım uykuya

Bulutlar renk salmış, rüzgarla yarışta, raks eder güya

Bir yanda martılar canhıraş feryatlar fırlatır suya

Diğer yanda, ruhumda huzur melodisi yankılanır

 

Artık ne bir gam ne kasavet, kim takar parayı pulu

Geçim derdi, gelecek kaygısı bitti, zihnim dupduru

Dalgalar çıldırmış, vuruyor, niyeti delmekmiş suru

Umurumda değil, hem boşlukta hem sonsuzluktayım...

 

Eylül 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR AŞKIN HİKAYESİ

 

'seni uzaktan sevmek' demiş şair, 'aşkların en güzeli'

 

oysa seni değil, uzaklığı sevdim, varamayışımı, yalnızlığı

özlemi sevdim, beklemeyi, hayal kurmayı, deli deli yağmayı

arayışı sevdim, sokak sokak dolaşmayı ve sonunda bulmamayı

uçuşmayı sevdim, rüzgara kapılan kuru yapraklarla yarışmayı

 

geceyi sevdim, tek bir yıldızın bile ışıldamadığı karanlığı

sessizliği sevdim, ölüm sessizliğini ve sezsizlikte ağlamayı

mahpusluğu sevdim güzelim, zincire vurulmuşluğu, kaçamayışı      

imkansızlığı sevdim, imkansızlıklarca çepeçevre kuşatılmayı

 

yüreğimdeki sancıyı sevdim, hissetmeyi ateşten ala sıcaklığı

kor ateşte kavrulmayı, tükenip, küllerimden tekrar var olmayı

hiçliği sevdim, eriyip gidişimde, ardımda tortu bırakmamayı

büyülü anları sevdim, yokluğunda bulduğum 'aşkın'ı yaşamayı

 

Ekim 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAYAL AŞK

 

Ben hayatımı çoktan bir aşka bağışladım

Geriye bir şey kaldıysa eğer, senindir, al

Severek mutluluğu kendime yasakladım

Gülüşüme kanma, neşem de aşkım da hayal

 

Kasım 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VAZGEÇİLMEZ ÖYKÜ

 

Biçare garipler, çığlık çığlığa gömer sancıları yüreğine

zira sözcükler her dem zehirdir ehil elde, sözcükler zulüm

her sessiz çığlıkla yeniden alevlenir yangın, külleneceğine  

bil öyleyse, nasıl ve kimden gelirse gelsin, huzurdur ölüm

 

sadece gözü kapalı yaşanandır gerçek, mutluluk suskunlukta

ne şartlar girer araya ne ruhlar başka sevdalara öykünür

söylemeden anlattığın, duymadan çıktığın bir doruk nokta

gör işte, çaresiz kimsesizliğe rağmen, ne vazgeçilmez öyküdür

 

Haziran 2004

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANLARDA VAROLMAK

 

hala peşindeyim hayal-i 'aşkın'ın

ömrüm geçti-bitiyor bu sürüklenişte

bitmez tükenmez tutku, son telaşım

ruhum kor ateşte, bedenim tükenişte 

 

dönülmez bu yola sitem etsem ne çare

ne çıkışı ilk ne varışı son zamanın

duraklarda yaşananlar hep bir bahane

ki onlarsız zerre değeri yok bu canın

 

ne tende bir zevktir ne ruhta huzur

acıya katlanabilmek ölesiye mutluluk

sadece anlarda hem hazlar hem kusur

kimsenin harcı değil ötesine yolculuk

 

bıraktım zamanı kendi akışına, bensiz

ruhumda her sevdaya bir mezar kazdım

ömrümü tek bir anda dondurdum, sensiz

dünyamda her bedene bir fatura yazdım

 

Haziran 2004

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAĞMUR YAĞIYORDU (1)

 

Yağmur yağıyordu uyandığımda

gözlerimi boşluğa açmıştım

yağmur aman vermeden yağıyordu

durmadan yürüyordum tanımadığım şehirde

 

yağmur yağıyordu düşüncelerime

bulutlar hayal ufkumu kapatıyordu

yağmur bardaktan boşanır gibi yağıyordu

yürüyordum tanımadığım şehirde, durmadan

 

yağmur yağıyordu ağır ağır

düşlerim ıslanıyor, bedenim yaşlanıyordu

yağmur tepeden tırnağa yağıyordu

tanımadığım şehirde, durmadan, yürüyordum

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAĞMUR YAĞIYORDu (2)

 

yağmur yağıyordu karanlık bastığında

gözlerimi geceye kapatmıştım

yağmur rüzgarla coşarak yağıyordu

durmaksızın huzur arıyordum köşe başlarında

 

yağmur yağıyordu ince ince

kapılar bir bir çarpıyordu yüzüme

yağmur yağıyordu işleye işleye içime

huzur arıyordum köşe başlarında, durmaksızın

 

yağmur yağıyordu uzun uzun

ellerim ceplerimde, türkü söylüyordum

yağmur yağıyordu ıslık çalarak

arıyordum köşe başlarında, durmaksızın, huzur

 

Eylül 2004

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HİÇ BİR ŞEY YOK ARAMIZDA

 

Uzun zorlu yollar olsaydı 

uçsuz bucaksız çöller 

yorulmaz, tüketirdim

 

Dağlar engel olsa, deler,

nehir, göl ve denizleri

soluksuz geçerdim

 

Duvarlar, surlar,

kayalar vız gelirdi,

ellerimle parçalardım...

 

Yangınlara atlar,

tufanlarla boğuşur,

fırtınalara dalardım...

 

Engel tanımaz,

uzaklık bilmez,

zorluk dinlemezdim...

 

Oysa bir tanem,

bir tek sen varsın

ve bir tek ben...

başka hiçbir şey

hiç ama hiçbir şey

yok ki aramızda...

 

Eylül 2004

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİR YAZMALIYIM

 

yoksa yalnızlığın bunaltısında yaşlanacak yüreğim

hüznünü karanlık gecelerin, şiirimle paylaşmalıyım

şiir anlatmalı kapkara bulutlara, yağmur istemediğimi

ve şiir ağlamalı yerime eğer kaçınılmazsa gözyaşları

 

kabuk bağlamış yaralar şiirle uyanmalı, depreşecekse

küllenmiş yangınlar şiirden kıvılcım almalı gerekirse

mezar yeniden açılacaksa, şiirde can bulmalı sevdalar

gerçeğin eline geçmemeli, şiirde yaşlanmalı tüm aşklar

 

şairim diyen unutmamalı şiir ile kadim dostluklarını

şiirde can vermeli, şiirde kurban etmeli duygularını

cümle bedensel hazlara veda etmeli şiir-i aşkına aşık

vuslat saymalı ruhundaki mısra ışıltısı aydınlıklarını

 

Haziran 2005

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YALNIZLIĞIM

 

yeni baştan yaşamak istiyorum

uzak dur benden yalnızlığım

her daim sensizliği özlüyorum

el-aman ver bana yalnızlığım

 

durmak değil koşmak istiyorum

çöz tüm bağlarımı yalnızlığım

bulmak değil aramak istiyorum

sakla bildiklerimi yalnızlığım

 

artık çemberi aşmak istiyorum

kır şu zincirleri yalnızlığım

kendimden de kaçmak istiyorum

dür ol defterleri yalnızlığım

 

karanlıkla vedalaşmak istiyorum

yak bütün ışıkları yalnızlığım

kimsesizliği unutmak istiyorum

sar ruhumu sonsuzla yalnızlığım

 

kalabalığa karışmak istiyorum

düş artık yakamdan yalnızlığım

yaşamdan da zevk almak istiyorum

O her neyse, hayal say yalnızlığım...

 

Temmuz 2006

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİR ve ÖLÜM

 

Dinle,

şiir söylüyor:

 

en son yağmurlar da dindi

sadece mısralar ağlıyor

sessizce, derinden, iç çekerek

 

ne bir gam bulutu var etrafta 

ne kokunu taşıyan rüzgar salınmakta

sadece yalnızlığın hüznüdür çöken

telaşlı, gergin, asık çehreli akşamlarla

 

getirmez geceler selamını

göz kırpmaz artık yıldızlar,

bu yüzden kahırlı ve küskün

bu yüzden karanlığa sürgün, kapanır gözler

geceler zifiri şimdi, geceler ıssız ve zemheri

 

üzülmek boş gaflete kurban yıllara

özlem yaşanmamış olanaysa

ve telaş mutluluğa galebe çalmışsa

ağlayacak bir şey yok demektir,

alışmak ve katlanmak gerek yalnızlığa

yalnızlık ikiz kardeşi pişmanlığın, yalnızlık ölüm

 

yine de sen aldırma,

her şeye razı olanın gitmesi bırakıp gitmek değil

hem sende kalıp, hem eriyip yok olmaktır

ve bu gidişten arta kalan bir tortu değil

acı ya da tatlı bir lezzettir

bilirsin yok olan bir daha geri gelmez,

ve bilirsin ölüler üzülmez, ölüler asla göz yaşı dökmez

 

sen de üzülme

bir kez daha kabuk bağlasa açılmış yara

bir kez daha küllense yangın, nasır bağlamış ocağında

bir kez daha ruhtan ayrılıp taşlaşsa kalp sandığın

bir kez daha canlılığı ölüm bellese bu fani beden ve

bir kez daha gömülse ceset kalabalıkların kimsesizliğine

bir kez daha aşksızlığa düşse 'aşkın'dan vazgeçen

bir şey değişmez, bilirsin ölüler tekrar ölmez.

Temmuz 2006

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NE NESR-İ ŞAH NE ŞEYH-İ NAZIM 

 

Gözlerim gözlerine öylece takılıp kaldığında

irice bir yumruk düğümlenirdi hep boğazıma

ne ayırabilirdim büyülenen gözlerimi senden

ne gizleyebilirdim titreyen sesimi ellerden

 

Çekmemek için seni de çaresizliğin girdabına

sorsan da inkar ederdim daldığımı aynı ummana

ne çıkabilirdim suskun sevginin derinliğinden

ne dindirebilirdim yükselen çığlığı yüreğimden

 

Yürüyen viraneydim tarumar olmuş anılar arasında

aşılmaz duvarlar vardı özenle örülmüş etrafımda

ne alıkoyabilirdim küllenmişi kor ateşe dönmekten

ne söyleyebilirdim eriyegidişimi o ateşle derinden

 

Vuslata yönelen her adım fırtınaya tutulduğunda

yağmurla söneceğine ateş daha bir tutuştuğunda

ne geri durabilirdim yangına bigane yürüyüşten

ne vazgeçirebilirdim seni o biçare bekleyişten

 

Eylül 2010

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SON PİŞMANLIK

 

pişmanlıkların geçer akçe etmediği cümle ateşler ortasındaki o yerde

esiri olduğun bedenini alevlerin raksındaki alacakaranlığa saklarsın

ancak, ne çare, hoyratça üstlendiğin veballer örmüş demirden bir perde

kaçamaz, zavallı günahsız ruhunu beyhude yakarışlarla boşa harcarsın

 

Mayıs 2011

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UYAN GERÇEĞE

 

her gün yanı başında insanlar boğazlanıyor

fırtına karanlığı ortasından yırtıyorken

geceye demir atmış, kör sevdaların adamı

bir uyan, bir ışık yak, adım at aydınlığa

 

kentin orta yerine felaketler yağıyor

katilinin bıçağından kanlar damlıyorken

miskinlik uykusunda horuldayan sersem

gözünü aç, göster herkese, yaşıyorsun sen

 

‘dolmuş’ hep son duraktan önce boşalıyor

sonsuzluk Salı hiç yolcusuz kal(k)mıyorken

ölüden beter, hayattan bezmiş sürüngen

doğrul ve seslen, sonun da ötesidir hedefin

 

cümle efradında çaresizlik kol geziyor

bir lokma için, sevdiğin bin yüz sürüyorken

çürümüş bedenini sürükleyen ruhsuz serseri

bir silkelen, kendine gel, haykır gerçekleri

 

Mayıs 2011

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VARSIN OLSUN

 

yine büyük bir fırtına patladı

varsın olsun, şimşekleri aydınlatıyor içimdeki köhne karanlığı

yıpranmışlığıma inat, sokak sokak dolaşıyor

ve damla damla arınıyorum

 

neyim varsa, toz dumana karıştı

varsın olsun, şifa niyetine içime içime çekiyorum isini pasını

savrulmuşluğuma inat, izbe izbe geziniyor

ve derin derin içerliyorum

 

yağmur hoyratça yollarıma boşaldı

varsın olsun, yürüyorum tertemizliğinde sıklaştırmadan adımlarımı

çözülmüşlüğüme inat, tek tek basıyor

ve çizgi çizgi iz bırakıyorum

 

ortalığı acı bir feryat kapladı

varsın olsun, ıssız kalmışlığıma arkadaş yapıyorum beher çığlığı 

korkutulmuşluğuma inat, name name mırıldanıyor

ve avaz avaz susuyorum

 

depderin bir sessizlik çöktü

varsın olsun, sadeliğinde huzur buluyorum unutup harcanmışlığımı

dağılmışlığıma inat, parça parça toplanıyor

ve desen desen birleşiyorum

 

ve aniden herşey sus pus oldu

varsın olsun, irkilmişliğimde farkediyorum bunca uyutulmuşluğumu

sindirilmişliğime inat, fıldır fıldır bakınıyor

ve nefes nefes açılıyorum

 

Haziran 2011

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇARE’SİZSİNİZ

 

Güce tapanlara yağ yakanların kayganlığında akıyor hayat,

O’na tutunmalısın, eğer yaşamaksa tek derdin ayakta kalarak

Ya onlardansındır ya kurbanı arsızca çevirdikleri çarkların

Yok başka çaren ya yağlayacaksın ya parça parça ağlayacaksın...

 

Haziran 2012

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MESELEDİR MESELEMİZ

 

İdeolojiye siyaseten vuruşla

Sözel hakaret, sanal fuhuşla

Hep bana diyen vakur duruşla

Çözemezsin sen hiçbir mesele

 

Dostunu düşmanı iyi bellesen

Üşenmesen ruhlara da ellesen

Vicdanının sesini bir dinlesen

Göremezsin sen hiçbir mesele

 

Düşünmeden nala mıha vuruşla

Bilgisiz fikir sahibi oluşla

Benzerini bit yerine koyuşla

Çözemezsin sen hiçbir mesele

 

Öncelik insan olmayı denesen

Öyle ötekinden insaf dilesen

Sana reva olanı ona hak görsen

Göremezsin sen hiçbir mesele

 

Haziran 2012

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAYATA SARILMAK

 

yeniden yüreklenmek lazım,

dökmek taşları eteklerden

ve dönüp tepeden şehre bakıp

gülümsemek inceden

 

düşmana inat ölmemek lazım

güçlenerek çıkmak her bir yaradan

ve kalkıp yürümek ansızın

öldü diye bırakıldığın her aradan

 

zalimi çaresiz bırakmak lazım

yılmamak cürmü azametinden

ve başkaldırıp heybetlice

öldürmek hasetinden

 

Eylül 2012

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜŞTÜ KADIN (Akrostiş)

 

Düştü bir kadın

üzgündü, ümitsiz ve çaresiz

nasır bağlamıştı diğerinin elleri

yerden kaldırmayı akıl edemedi

avaz avaz sustular

 

Kalktı kadın

ağız dolusu küfretti

dinledi diğeri, baktı etrafına, gören ve gülenler vardı

ırz dedi,

namus dedi, oradan uzaklaştı

lanet olsun diye bağırdı bu defa kadın

alayınızın ağzına… sonra yutkundu

rahat bırakın … bırakın diye inledi…

 

Güneşi söndü aniden 

üzerine kapkara bulutlar çöktü

ne yapsa artık kurtulamazdı

ümidi yere çalınmış, yarını elinden alınmıştı…

 

8 Mart 2013

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SAF-ET

 

Ne gelirse milletimin başına acı veren

maalesef ki hep hulus ve saffetinden

bilemez de gerçek seveni ta derinden

bir kör dikene ikram eder saf-etinden

Mart 2013

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAHŞER-İ MAHKUMİYET

 

Mahkum yine gönlüm ağyare açılmamış ten kafeste

sevdamı harlı meşale alevindeki karanlığa sakladım

sisi dinmeyen dağ başından çektim katran bir perde

işbu ahvale lakayt bedeni hançer-i nazarla hakladım

 

Mahşere özenerek sessizliği böldüm ortasından ikiye

lakin çığlık çığlığa susup, derin karanlıkta sabahladım

yine de sitem etmem kadere ki sevinmesin o zalim diye

her ne varsa giderken bıraktığı, sonluluğa bağışladım

 

Mart 2013

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KORKUYORUM

 

Okumuş cehalet boğacak cümle genç ümitleri,

kibir kibir küfürle zehirleyerek körpe zihinleri.

O cehalet ki durmadan suçladığı halde ötekini,

göremeyip de sarkan etlerinden kendi edebini...

 

Mayıs 2013

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKA NEDİR İNSAN?

 

Hasret, ah yine hasret, yine gözyaşı

Düştü gönlümüze aynı dinmez sancı

Zaman durur, hiç geçmezmiş gibi sanki,

Katar dertlerimiz üzerine onmaz acı

 

Duygular, ah duygularımız, acı veren

O ateş olup, kasıp-kavuran bazen

Rüzgâr gibi esip geçen kimi zaman,

Yağmur olup boşalan, duygularımız

 

Keşke söküp atabilsek zihnimizden,

Silkinmekle kurtulabilsek hepsinden

Yaşamazdık böylece bu zor anları

Silinirdi de özlemler içimizden

 

Kalmazdı o zaman gönül sancıları

Dinerdi hem süzülen göz yaşları

Rüzgarla sürüklenmezdi de o an

Duyulmaz olurdu yürek yankıları

 

Evet, çekmezdik belki bu acıları

Umursamaz olsaydık duyguları

Birlikte gülerek bakardık ufuklara

Acıdan uzak tutardık çocukları

 

Ama acaba, onlarsız ne kalırdı bizden

Başka, biraz et birkaç parça kemikten

Nedir insanı insan yapan, bir düşün

Umulur mu ki insan geçsin sevgiden

 

Değil mi ki, ayrılmaz parçamız sevgi

Acı, keder, gözyaşı ve elem belki

Daha nice; umut, saygı, güven, inanç

Tabii ki, bunlar bile sayılmaz hepsi

 

Tamamlanır belki, bir bedenle insan

Yoksa ne et ne de kemiktir veren can

Asırlardır sahip olsa da bunlara

Duygu yoksununa demez miyiz "hayvan"

 

Brighton -1993

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖNLÜM

 

kırık,

kırgın,

kızgın,

üzgün,

küskün,

 

özürlük

ömrün

bedeninde

öksüzlük

sürgünü;

 

bizar

bitap

biçare

bibehre

bigünah

GÖNLÜM...

 

Şubat 2016

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NE ÇOK İLTİFAT EDERSİN

 

Bidon kafamı sapla samanla doldurdum

göbeğimi kaşıyarak, halimize gülüyorum

 

Kafamdaki örümcek örememişken daha ağını

ötelerden sinek vızıltınızı duyuyorum

 

Entelisin Ülkemin, haktır ne desen bana

bu yobaz halimle ben, seni de seviyorum

 

Şu çağdaşlık öyle netameli illettir ki,

bulaştı mı gitmiyor, inan ki biliyorum

 

Oysa içten içe seversin sen milletini

Ulu's, sadece dilindedir, itimat ediyorum

 

Bana gelince, eh işte, hastayım özüme

sen düştükçe, k'özüne, ben yanıyorum

 

Örümcek bidonun içinde, akıl başımda

Seninki don içinde, ateşle çözüyorum

 

Ekim 2016

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATATÜRK’Ü ANMAK

 

Akif'i, Ziya Gökalp'i, Nene Hatun'u, İskilipli Atıf'ı

Hiçbiri zerre-i harcı olmadı mı, şu şanlı vatanın

Bayrağı oldu Mustafa Kemal ve yol arkadaşları

Yok mu hiç namı, uğruna toprak altında yatanın

 

Nerededir yetiştiren, onca cevval vatan evladını

Kimdi o, çığır açıp nail olan muştusuna Kuran'ın

Değil miydi Osmanlı, yücelten Türklük makamını

Hangi medeniyet, beşiği oldu 'ulu önder Ata'nın

 

Asaf Ali'dir, bu memleketin sönmez son ocağı

Alınma sakın, sitem sadece sözlerinde ahvadın

Dinmez yangındır ruhunda, vatan millet sevdası

Ölse düşürmez kıymetin, ne Tarih'in ne de An'ın

 

Kasım 2017

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TAVSİYELER 1

 

düşme

için parçalanır

ne bir yürek bulunur yatıştırmaya acılarını

ne de tutkal, yapıştırmaya kırıklarını

 

kalkma

heybetin dökülür

ne bir kaya bulunur oymaya heykelini

ne de balçık, toplamaya dökülenini

 

yatma

yükün boşalır

ne bir dam bulunur çekmeye suçunu

ne de yuva, sermeye çulunu

 

uyuma

hayalin canlanır

ne bir masal bulunur oynatmaya kahramanını

ne de hakikat, kapatmaya kuşkularını

 

durma

mekanizman bozulur

ne bir usta bulunur kurmaya zamanını

ne de idrak, doldurmaya kadranını

 

koşma

vaktin daralır

ne bir dost bulunur kaşımaya başını

ne de kortej, taşımaya naaşını

 

vurma

insanlığın körelir

ne bir sanatçı bulunur parlatmaya pasını

ne de insan, tutmaya yasını

 

okuma

bilgin eksilir

ne bir Sokrat bulunur doldurmaya aklını

ne de Niçe, yoldurmaya kılını

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TAVSİYELER 2

 

bilme

için daralır

ne bir bisturi bulunur açmaya bağrını

ne de plaster, tutturmaya sargını

 

anlama

yükün çoğalır

ne bir hamal bulunur taşımaya kahrını

ne de doktor, sağaltmaya ağrını

 

takma

sıkıntın artar

ne bir yaren bulunur dökmeye içini

ne de çoban, çözmeye ipini

 

kanma

umudun kırılır

ne bir derman bulunur görmeye yarını

ne de mezar, gömmeye (ah-u) zarını

 

inanma

ufkun daralır

ne bir peygamber bulunur açmaya çakranı

ne de melek, kollamaya arkanı

 

satma

kazancın kirlenir

ne bir müttefik bulunur dayamaya sırtını

ne de düşman, kurtarmaya k.çını

 

tutma

nefesin tükenir

ne bir ciğer bulunur estirmeye azmini

ne de bilek, kestirmeye cismini

 

yazma

sözün tükenir

ne bir zakir bulunur çoğaltmaya anlamını

ne de okur, azaltmaya yalanını

 

Mart 2018

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HER YERDE KAN VAR

 

Her yerde kan var, dillerde destan

Sessizce gider toprağın altına bir aslan

Bin bir fare saklanır gediğine sefahatin

Ölen vicdanı, öldüren itimadı saf ahfadın

 

Katiller ulu orta nutuk atar, alkışı bol

Kimi vahşice kafa kopartmıştır, kimi kol

Pazarda kurbanlık seçer gibi ölü seçerler

Her ölene kefenden önce makam biçerler

 

İnsanlıktır gömülen her bedenle toprağa

Yürekler yanar ama feryadı varmaz kulağa

Hiç olmamış ya da hep dünde kalmış gibi

Düştüğümüz kuyudur yaşam, görünmez dibi

 

Yalan, hep yalan, yuva yapmış ağzına

Sorsan ama, bir o yakışır dürüstlük tahtına

Hiddetlenir çok, kusuru çarpınca suratına

Kızılca kan toplanır istemsiz, ar damarına

 

Asaf doğdu, yırttı peçesini karanlığın

Göründü, şapka kimin aslında, kel kim

Kimin eli cebindeymiş, saf mazlumun

Kimin cebine gözü dalmış, hilekâr kulun

 

Yine her yerde kan var, ağızlarda slogan

Kimi vahşete koşar, kimi sapmış yolundan

Yaşanmamış gibi dün, kurar kimi yarını

Kimi de satar üç paraya, ata yadigarı varını

 

Temmuz 2019

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAVİ

 

Mavi, göğün örtüsü

Rengi umman, mavi

 

Mavi, günün şavkı

Nuru karanlık, mavi

 

Mavi, huzurun rengi

Çeşmi canan, mavi!

 

Eylül 2019

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NEYİM MİSİN?

 

Tam tükendim dediğimde, el verenimsin

Son buldu sandığım ömrüme, eklenenim

Toprağım çatlamış, köküm kurumuş iken

Yeşertmeye yeniden, aşkla su verenim

 

Kararınca dünyam, aydınlatan ışığım

Daldığımda çıkmaz sokağa, yol açanım

Soluğum sökülmüş, ölüm sokulmuş iken

Nefesin nefesim eyleyip, can verenim!

 

9.9.2019

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR HARF DÖRT İŞLEM

 

bir kelimedir bazen ömrünce aradığın

belki de ilk harfi o bir kelimenin

oysa gözünün önündedir her daim

ve diline pelesenk

ama bilmezsin, bulmazsın ta ki o sana / seni çarpana dek

 

çarpılır, bölünürsün, hepten gitmezsin

bir yarın çaresiz kalır orada

diğeriyle ömür tüketirsin, kaldığın yerden devamla

hep bitkin düşersin, hep yenik

hayat ayrıcalık tanımaz, dinlemez, bir yanın eksik

 

toplarsın bölük döküklerini,

ve çıkarıp atmaya niyetlenirsin çarpma izlerini

heyhat, o tek harf, bir kelime zimmetlidir ömrüne

ne sağaltacak ruh bulursun ne saracak yara

ancak fark edersin, dert saydığın ömürlük arazın...

 

Ekim 2020

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAYAT DÜŞMEKTİR!

 

Ana rahminde başlar,

İlk oraya düşersin.

Vakit tamam olunca,

ağar, ele düşersin.

 

Büyür, yürümek ister,

kalkar, kalkar düşersin

Sonra sokağa çıkar,

durmaz, koşar düşersin,

 

Yerden kalkıp silkinir,

hayal peşine düşersin.

Tam zengin oldum sanır,

yetmez, dara düşersin.

 

Düşe kalka öğrenir,

zevk sefaya düşersin.

Oh! yaşamak bu dersin,

onmaz derde düşersin

 

Biri çıkar karşına,

çarpar, aşka düşersin.

Yüz bulamazsın belki,

yanar, çöle düşersin.

 

Aklın baştan gider de,

bir buhrana düşersin,

Hekim hekim gezersin,

naçar hale düşersin.

 

Yıllar geçer böylece,

el ayaktan düşersin.

Dökülür dilin, dişin,

erir, muhtaç düşersin.

 

Görmez olur gözlerin,

susar, gözden düşersin.

Duymaz olur kulağın,

sohbetlerden düşersin.

 

Tutmaz bir gün dizlerin,

yataklara düşersin.

Gücün hepten tükenir,

son nefesten düşersin.

 

Ölüm kaydın düşülür,

dost, akraba üzülür.

Kıra mezar kazılır,

toprak içre düşersin!

 

Ankara, Eylül 2021

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BABAM GİTTİ

 

Benim babam gitti

İki bin yirmi bir yılının

Bir Aralık gününde

Kış ortası bir yaz gecesi gitti

 

Fedakâr babam gitti

Bir ömür bin bir cefa çekti

Dişiyle tırnağıyla kazanıp biriktirdi

İflah olmaz cömertliğiyle gitti

 

Derman babam gitti

Beslendiğimiz damar, yaslandığımız çınardı

Bilirdi hep, hangimizin ne derdi vardı

Ah, ilelebet dermansız bıraktı da gitti

 

Onurlu babam gitti

Gün be gün eridi, güçten düştü

Çaresizce izlemek, ah, ne güçtü

Yine de yıkılmadı, kalktı yürüdü de gitti

 

Sevgili babam gitti

Volkan gibi patlayan öfkesiyle

Umman misali tükenmez merhametiyle

Sevgi dolu yüreğiyle, son kez sustu ve gitti...

 

Aralık 2021

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİR YAZ DEDİM KENDİME

 

Senin ne eksiğin var şairden

Hem geniştir kelime hazinen

Görüyorsun herkesler yazıyor

Hiç alakası yok şiirinen

 

Hiç değilse biçim tamam olur

Eh, az biraz da kafiye uydur

Heceymiş, ölçü vezinmiş boş ver

Hele şairliğini bir duyur

 

Ne anlam ararlar ne bir mesaj

Yeter ki sözcükler uysun biraz

İster somut olsun ister soyut

Güzelce bir hikâye bulup yaz

 

İçine biraz sevgi, biraz aşk

Bir çorba kaşığı da hüzün kat

Hepsi anlaşılmasa da olur

O gizemdir, şiire veren tat

 

Ne diyordum, hah, şair olayım

Boş durmayıp şiir uydurayım

Uyduruk sözlere müşteri çok

Aleme üç beş de ben katayım

 

Dedim ki kendime: artık bitir

Bu ne aptalca, saçma bir iştir

Yazdıkça üf, yazasım geliyor

Hem hatta, bu iyi bir şiirdir

 

Hem kafiyesi var hem hecesi

Bir de okura direk meseci

Der ki: şiir yazmak ciddi iştir

Dur, kaçmasın şairin neşesi!

 

Temmuz 2023

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZDIM

 

Şiir yazardım yokluğunda

Yokluğun bitince

Can'a yazdım

Yetmedi

Cana tutunduğum

Öle'yazdım

 

Dağa, taşa, uçan kuşa

Sordum unuttuğum adını

Ezber edeyim diye

Olmadı

İçinde kavrulduğum

Çöle yazdım

 

Heyhat, bir rüzgâr esti

Kumlar savruldu

Derin bir nefes çektim içime

Kokun yoktu

Öfkesine kapıldığım

Yele yazdım.

 

Yandım susuzluktan

Ah, bir yudum olsan 

İçerdim kana kana

Kupkuruydun

Köpüğünde boğulduğum

Göle yazdım.

 

Temmuz 2023

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAÇIŞ YOK

 

Bari şiir yazayım dedim

bulanmaktansa gerçeğin kirine,

hayalin cennetinde gezeyim

heyhat hevesimi öldürmüşler

hayale dair ne varsa zihnimde

birer birer söndürmüşler

 

İyiyi, güzeli anayım dedim

dalmaktansa kötülüğün gölüne, 

güzelliğin göğünde uçayım

heyhat kelimelerimi çalmışlar

güzele dair ne varsa ruhumda

fark ettirmeden almışlar

 

uzak durayım dedim

bulaşmaktansa insanın kinine,

yalnızlığın şefkatine sığınayım

heyhat benliğimi sömürmüşler

bana dair ne varsa içimde

harabeye döndürmüşler

 

Temmuz 2023

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UYKUYA HASRET ÖLECEĞİM
 

Bir günüm olsa

şöyle huzur içinde

kötülüğün olmadığı, kimsenin ölmediği

 

Sadece bir gün,

sabahtan akşama

barış ve sevgi egemen

 

Bir tam gün

silahlar sussa,

bebekler annesiz, anneler evlatsız kalmasa

 

Siyaset aslına rücu etse,

erbabı hep iyilik arasa

insanın tek derdi aşk olsa

 

Nefretin uyanmadığı

kötülüğün kazanmadığı

şerefin satılmadığı

 

Tek bir gün olsa

gecesinde uyusam doya doya

ölmeden...

 

Nisan 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEVGİYE TALİP BULAMAM

 

Dünyaya dair ne varsa, silip attım da

Tükenmez bir sevgi durur hala içimde

Muradım vermektir karşılıksız onu da

Arar durur, bir gönüllü talip bulamam

 

Şartım tek, kıymet bilsin alan, kim olursa

Aktarsın tüm canlı cansıza, insan başta

Heyhat, insanım diye gezen pek çok ama

Bakar durur, bir nebze insanlık bulamam.

 

Nisan 2018, Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TANIMAM SİZİ
 

Aslında tanımam sizi...

İtiraf edeyim, tanımak da istemem,

zira ağırdır yükü dostluğunuzun.

Sadece bir neferi değil, bir orduyu bile derinliğinde boğacak,

dertler gölünün orta yerindeki gülen yüz,

nilüfersiniz siz...

 

Yüz yüze tanımam sizi...

Ne yalan söyleyeyim, tanımak da istemem

ama size olan hayranlığımı da gizlemem.

Başka kim olsa, çoktan dibi görecek

çile deryasında, korkusuzca yelken şişiren

ve sert rüzgarına inat, zarifçe salınan

yelkenlisiniz siz…

 

Gerçekte tanımam sizi...

Lütfen kızmayın, tanımak da istemem

ama bin dosttan daha özge can bilirim.

Lapa lapa cümle çareler üzerine düşen,

acıları katmer katmer eyleyen o beyaz örtüyü

delip geçen bir umut,

kardelensiniz siz...

 

Yazık ki tanımam sizi ben...

Anlayın beni ne olur, tanımaya cesaret edemem,

ama yüreğinizdeki insan sevgisine şahitlik ederim.

Hayatın dik yokuşlarına cesurca atılan

tırnağıyla tutunup en zirveye tırmanan,

en sarp kayalarda bile boy veren

ömür çiçeğisiniz siz...

 

Nisan 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SİHİRLİ ŞİİR

 

bir şiir yazsam

sadra şifa

sarsam

nerde bir yara varsa

karşılık beklemeden

 

sözü sihir kılsam

kalbe yol alsa

sağaltsam

en derinde ne varsa...

mahremidir demeden...

 

Mart 2024, Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAS/SIZLAR

 

Çaresizliğe dönen,

bomba seslerinin bölük pörçük ettiği

uykusuz gecelerden,

 

çığlık çığlığa ölen

kahpenin elinden şarampollerin parça parça ettiği 

bebek bedenlerinden

 

umutsuzca sönen

çaresizlik ve karamsarlığın ölmeden yok ettiği

Filistinlinin fersiz gözlerinden

 

bir sitem, bin sitem

bin bir sitem olsun bize

daha nice uykusuz geceler,

kurumayan gözyaşları müstahak hepimize...

 

Lakin...

diyemem ben

ama biliyorsunuz siz...

yine veremeyeceğiz yasın hakkını

ve yazık olacak onlara ... yazıklar ... bize...

 

Temmuz 2014, Afyon

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİR Mİ, O DA NE?

 

Kim karar verir, nedir nesir, nedir şiir

Eli kalem tutan herkes mi olur şair

Az söz cambazlığı ve mecaz tellallığı

Ölçü, hece, kafiye mi, hepsi boş iştir!

 

İlham mühim elbet ama bir de izan var

Kelimeler gizler, bin bir türlü anlam var

Doğrusu ne, seçmek değil mi işin aslı

Zahiri kurtarsan n'olur, öz arayan var

 

Asaf der ki, boşa kızmasın kimse bana

Ben de arıyorum o sırrı döne yana

Hem lafzı şakısın hem manası şavkısın

Bir cennet sedası olsun muhatabına

 

Ankara, Mart 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RAĞMEN SEVMEK

 

Ben sevdim mi, rağmen severim

İyiyse, güzelse sev, ne zahmetsiz

Uzaklaşır severim, içten severim

Bilirim yaşamaz sevgi, rahmetsiz!

 

Nisan 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖZÜN SÖZÜ

 

anlamak değil kimsenin derdi, anlatmak

yaşatmak değil kimsenin derdi, yaşamak

 

                           ***

akletmeye gelince, miskinlik çöker herkese

şevk etmeye gelince, daha olsa da, tüketse

 

                           ***

sevgi, saygı, dostluk, sadakat, dayanışma

hiç umma, yoksa eğer karşılığın, sunmaya

 

                           ***

nefsine hoş gelen şeyler varsa, yok manisi

ödevmiş, ahlakmış, edepmiş, sorma abisi

 

                           ***

Allah, Peygamber, Kur'an, Sünnet deme

yoksa dünyalık hazzı, İlahi aşktan kime ne?

 

                           ***

aşk da yüceler yücesiydi eskiden, bir ömürlük

şimdilerde ise, eğlencelik, gecelik, günübirlik

 

Nisan 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ELLERİNDEN TANIRIM

 

Ellerinden tanır, bilirim seni

Hiç değmemiş dünyanın tozu kiri

Tertemiz, bakımlı, narin biçimli

Yufka yüreğine ayna ellerin

 

Ellerinden seçer, bilirim seni

Zarafet timsali, şiir misali

Parmaklar adeta raks eden peri

Sevmek sanatına sahne ellerin

 

Ellerinden izler, bilirim seni

Bazen incecik, sanki kalem gibi

Derim, yine diyet çelmiş zihnini

Nazenin bedene işçi ellerin

 

Ellerinden çözer, bilirim seni

Çaresiz, öne uzanmışsa biri

Sıkılmış canı derim, bekler beni

Aşkı, sevdasına bekçi ellerin

 

Ellerinden okur, bilirim seni

Keyifle atarsa saçları geri

Her şey yolunda derim, aşmış belli

Eller diyarına yolcu ellerin...

 

Nisan 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (1)

 

Dünya öyle bir yer olmuş ki, ne ararsan var

Tuzaklar kurar, kötülük saçar olmuş bu çağ

İnsanlar bölük pörçük: Gülen var, ağlayan var

Yüzüne güler, arkandan söver olmuş bu çağ!

 

Yalnızlık en geçer akçesi ahir zamanın

Şanslısın, eğer varsa beraber ağlayanın

Bilmez çoğu ama kölesi çağdaş ağanın

Kanını emer, canlıyken gömer olmuş bu çağ!

 

Ne işe kalkışsan diploma, tecrübe arar

Düşünmez hiç, bir kâğıt parçası neye yarar

İş insanda biter, hüner istersen onda var

Köleysen sever, asiysen döver olmuş bu çağ!

 

Talep edersen eğer, önce neyin varsa ver

Sormaz lakin kimse, bu insan ne yer ne içer

En son canın kalsa, ar etmez, onu da ister

Verirsen yutar, istersen kusar olmuş bu çağ!

 

Asaf der ki, boş ver, ne yapsan yaranamazsın

Arsızın koyduğu hedefe sen varamazsın

Bulaşma kirine, kırklansan arınamazsın

Başından kokar, ayaktan gider olmuş bu çağ!

 

Haziran 2024, Sinop

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (2)

 

Öyle çok engel koyar ki yoluna insanın

Aşanı tutar, kalanı atar olmuş bu çağ

Ne azmi kalmış ne enerjisi, gencin yaşlının

Tazeyi ezer, kocayı üzer olmuş bu çağ!

 

Daha doğmadan insan, bin bir derde bulaşır

Anne karnında, o doktor, bu uzman dolaşır

Günü dolmadan gelir, dünya ile tanışır

Doğanı sayar, atayı soyar olmuş bu çağ!

 

Anne çalışır, yaşı dolmadan bakıcı bul

Sonrasında mecburen, okul öncesi okul

İlk, orta, lise, üniversite, sanki çapul

Çocuğu yorar, veliyi yolar olmuş bu çağ

 

Diplomalar al, boy boy sertifika biriktir

Durma öğren, en az bir iki de yabancı dil

Hiçbirini atlama, her ilana “CV” gir

Sınavda seçer, sorguda eler olmuş bu çağ!

 

Asaf der, varsa, sevmesen de sarıl işine

Yoksa kaybetmek korkusu yerleşir döşüne

Düşme bu dünyanın zevki sefası peşine

Varlığın alır, boğazın sıkar olmuş bu çağ!

 

Haziran 2024, Sinop

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (3)

 

Diyorlar ki, teknoloji çağı bu, hız çağı

Dünyadan kopar, ekrana koşar olmuş bu çağ!

Yaşlı genç, herkesin cebinde internet ağı

Sanala çeker, gerçekten eder olmuş bu çağ!

 

Yüz yüze iletişim nerdeyse mazi olmuş

Hepimizin içi dışı sanal veri dolmuş

Yapay zekâ derler, bir afet geliyormuş

Âlimi aşar, zihinden taşar olmuş bu çağ!

 

Bilim dedik, ilerleme dedik, hep özendik

Ne sundularsa, sorgusuz sualsiz edindik

Doğru kullanmadan önce hilesin öğrendik

Reklamı basar, insanı çarpar olmuş bu çağ!

 

Yalnız telefon değil, her şeyimiz akıllı

Evimiz, arabamız, kapımızın mandalı

Bitmedi, bu çağın insanı da kumandalı

Herkesi ‘chip’ler, uzaktan izler olmuş bu çağ!

 

Asaf der, durun hele, biraz daha düşünün

Pek azı değil mi yaşananın, bu gördüğüm?

Teknolojik bağımlılık, çözülmez kördüğüm

İlk önce tavlar, sonra da bağlar olmuş bu çağ!

 

Haziran 2024, Sinop

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (4)

 

Üzülmemek için soykırıma göz yuman var

Zalime ecir, mazluma cebir olmuş bu çağ!

“İnsan hakları” diye afili bir yalan var

Katili tutar, mağduru suçlar olmuş bu çağ!

 

Öz tarihini unutmuş kimi Türk - Müslüman

Avrupa - Amerika’yı övüp durur, sorsan

Onlar ileriymiş de, bizmişiz geri kalan

Atayı gömer, kâfiri sever olmuş bu çağ!

 

Sözde pek çoğu milliyetçi - muhafazakâr

Hamasete kalırsa, en güzelini yapar

Fırsat bulursa ama durmaz, Ülkeden kaçar

Slogan atar, çıkara satar olmuş bu çağ!

 

Batılıdan daha batıcı olmuş aydını

Gâvurca koyuyor milli servetin adını

Öyle şuursuz yetiştirmiş ki evladını

Yurduna küser, batıya kaçar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, unutmamalı soyunu, kökünü

Esirgemez Türk evladı budaktan gözünü

Ölür, yere düşürmez milletine sözünü

Aslını anar, sahteye kanar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025, Sinop, Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (5)

 

Sorsan, her şey insanın iyiliği içinmiş

Sermayesi insan olan mezat olmuş bu çağ

Örf adet, töre, gelenek, ne varsa silinmiş

Eskiyi kınar, yeniyi arar olmuş bu çağ!

 

Genci tanımaz olmuş, büyüğü küçüğünü

Geçiremez asla, kimse kimseye sözünü

Biçime takılıp kalmış, unutmuş özünü

Nesline nankör, küffara bonkör olmuş bu çağ!

 

Niceliği artmış her şeyin, kalite düşmüş

İmkânlar varmış ne fayda, erişim güçmüş

Görünüş, gösteriş, gerçeğin üstünü örtmüş

Markaya düşer, eskiye küser olmuş bu çağ!

 

Kimse kimsenin derdini görüp duymaz olmuş

Herkesin derdi, kendine her şeyden zormuş

İnsan insanı öyle yıpratmış, öyle yormuş

Cinsine ayar, şeytana uyar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, böyle yalnız yaşamak kolay belki

Ama ölmek, bir başına kimsesiz, öyle mi?

Kim kılar namazını, defneder cenazeni

Bedene hızar, ruhlara mezar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025 Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (6)

 

Herkesin her şeyi bildiği bir zamandayız

Bilgiyi saçar, görgüden kaçar olmuş bu çağ

İnsanın insana kul olduğu bir imandayız

Arsıza çıkar, masuma ızrar olmuş bu çağ!

 

Uzmanlık derler, başa bela bir bilgiçlik var

Sözde bilim ama içinde türlü hinlik var

İnsan değil de sanki nesnedir danışanlar

Maddeye tapar, manayı harcar olmuş bu çağ!

 

Nefsinin oyuncağı olmuş insan bu çağda

Canı ne isterse elde etmek telaşında

Açlıktan ölenler varmış, değil umurunda

Nefsine esir, vicdana sağır olmuş bu çağ!

 

Yaşamak, kimine göre gayesi insanın

Kimine ise, hazırlığı sonsuz hayatın

Ne bir düzeni ne dengesi kalmış dünyanın

Münkire akar, mümini yakar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, değeri olmalı insan vasfının

Hayvandan farkı olmaz mı hiç aklı olanın

Gel gör ki, pek çoğu farkında değil aklının

Bedene yarar, ruhlara zarar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025 Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (7)

 

Milli eğitim diyorlar bir garabet varmış

Her türlü tahribatın sahnesi olmuş bu çağ!

Maksat devlete sadık vatandaş yaratmakmış

İnsanı işler, devleti besler olmuş bu çağ!

 

Tutarsızlık trend, bir gün böyle, bir gün şöyle

Prensipmiş, kuralmış ne banal şeyler öyle

Nasıl farklı olurum, sen bana onu söyle

Kuralsız yaşar, keyfine bakar olmuş bu çağ!

 

Kimi, evsiz insan görse başını çevirir

Sokak köpeği içinse iktidar devirir

İşi gücü gösteriş, her yaptığı sahtedir

Hayvanı sever, insanı ezer olmuş bu çağ!

 

"LGBT'liye özgürlük" diye bağırır

Müslüman kızımın başörtüsüne saldırır

Ne ayıp-günah bilir, ne ahlaka aldırır

Keyfine bakar, utancı atar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, saygısı olur insanın insana

İnsan sevmeyen insandan doğaya ne fayda

İnsanlık yitip gitmiş, gerisi hep fasarya

Akışa uyar, kalpleri kırar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025 Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (8)

 

Öyle belirsiz bir zamanda yaşıyoruz ki

Her türlü kötülüğün beşiği olmuş bu çağ!

Herkeste bir telaş, dinmez yarın endişesi

Bugünü harcar, yarından korkar olmuş bu çağ!

 

Genç, yaşlı hepimizin derdi hayatta kalmak

Dünyaları versek de zor, zengini doyurmak

Oysa yoksula nimet, bir lokma ekmek bulmak

Fakirden alır, zengine verir olmuş bu çağ!

 

Siyasetçisi kendi kesesini düşünür

Vatandaşsa bir şekilde işini yürütür

Seçim zamanı geldi mi, yalanlar uçuşur

Hırsızı seçer, dürüstü üzer olmuş bu çağ!

 

Devlet dersen, milletin sırtındaki dev kambur

Vergidir, harçtır, cezadır, hazineyi doldur

Yoksula kuruş yok ama yandaşa rant boldur

Kaşıkla toplar, kepçeyle saçar olmuş bu çağ!

 

Asaf der ki, her şeye rağmen çıkma sen yoldan

Kimse görmese de gözetir seni Yaradan

Bu dünya yalandır, Ahiret tek gerçek olan

Dünyaya tapar, ahireti satar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025 Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (9)

 

Dünya ile yetinmez, uzayda yaşam arar

Çılgınca, sorumsuzca tüketmek olmuş bu çağ

Doğayı talan eder ama organik sorar

Mantığa zarar, zevklere pazar olmuş bu çağ!

 

Nereye baksan makina, neyi sorsan para

Sanki lazım değil artık hiç insan insana

Yanılıp da düşmeye gör bir kez olsun dara

İliğin emer, ümüğün sıkar olmuş bu çağ!

 

Ahlak arama boş yere, çoktandır tatilde

Töre bozulmuş, gelenek yozlaşmış, az bile

Ne hukuk kalmış ne de adalet memlekette

Suçluyu salar, masumu bağlar olmuş bu çağ!

 

Devleti sorarsan, hepten unutmuş fakiri

Parası olan satın alıyor her hizmeti

Kimse bilmiyor artık helaldeki nimeti

Harama koşar, helalden kaçar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, böyle gitmez bu işler, döner devran

Ettiğini bulur elbet, can yakıp ah alan

Kimsenin hakkını kimsede koymaz Yaradan

Hırsıza dolar, dürüste duvar olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025 Ankara

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU ÇAĞ (10)

 

Ezelden beridir kurdudur insan insanın

Zalimlere ziyafet sofrası olmuş bu çağ

Gücü yeten sarılmış boğazına zayıfın

Kuzuyu keser, kurtları besler olmuş bu çağ!

 

Beşer günden güne uzaklaşmış insanlıktan

“Ene’l-Hak” demiş ama unutmuş geleni Hakk'tan

Söz etmez olmuş ne zamandır hukuktan, haktan

Haddini aşar, sorumsuz yaşar olmuş bu çağ!

 

Sevgi saygı neydi, yeni nesil hiç almamış

Sözde Müslüman ama şuuruna varmamış 

Kumardı, faizdi, yemediği halt kalmamış  

Ölçüsüz alır, gönülsüz verir olmuş bu çağ!

 

Gerçeğin yükü ağır, refaha yetmez nefes

Hayali alemlerde çıkar yol arar herkes

Yatırımlar ‘kripto’ olmuş, evler ‘metaverse’

Dünyadan geçer, sanalda yaşar olmuş bu çağ!

 

Asaf der, sonu yakındır bak gör insanlığın

Öyle çok ki defosu, say say bitmez bu çağın

Kıblesi menfaattir ahlaksızın, alçağın

Harise hep kâr, munise efkâr olmuş bu çağ!

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAYRAM

 

Size bayram dilerim

Öyle güzel bayram ki

Yakınlaştırsın bizi

Sarsın her birimizi

Ne kutsal ne kurban

Ne de mübarek derim

O Allah'ın takdiri

Ben bayramı dilerim.

 

İçinde sevgi, saygı

Coşku, neşe bol olsun

Tatil değildir kastım

Tüm aile toplaşsın

Kimse kalmasın dargın

Çocuklar harçlık alsın

Yetişkinler kaynaşsın

Ben bayramı dilerim...

 

Haziran 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HESAP GÜNÜ

 

Dünyaya öyle sıkı bağlanmışız ki,

Günü feda ederiz, unutup dünü.

Sanki cennet hak etmiş günahsız gibi,

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Koşar dururuz hep para pul peşinden.

Hak, hukuk, adaletmiş hiç dert etmeden

Tanırız çıkarımızı ta öteden.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Bireyiz, özgürüz dedik, yalnızlaştık.

Dindi, mezhepti, bölündük, parçalandık.

Kanlar döktük, can yaktık, yabancılaştık.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Kimse hatır gönül tanımaz oldu,

Uyanık, saf olanı bir güzel yoldu.

Sor fırıldağa, dünya da dönüyordu.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Ne ahlak kaldı toplumda ne bir değer,

Herkeste bir boynuz, birbirine değer.

Dik duramazsan, derhal vururlar eyer.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Kalmadı kimsede yaşama sevinci,

Yarışta herkes, gelmek için birinci.

Kimi Atatürkçü sözde, kimi dinci.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Yok aslında birbirimizden farkımız,

Mühür kimdeyse odur bizim şahımız.

Saymakla bitmez suçumuz günahımız.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Asaf der, her şey sonlu, elbet bitecek,

Mazlum zalimin yakasından tutacak,

Kısa çöp, uzun çöpten hakkın alacak.

Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.

 

Temmuz 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MERHABA

 

Bir sıcak merhabadır insanın beklediği

Herkes, bir güler yüze, selama muhtaç

Her birimiz kavrulur gider Mevlana gibi

Ömrünce beklediği bir Şems'e muhtaç!

 

Ağustos 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSTİYORUM

 

Bu geceyi saniye saniye

şiire kaydetmek istiyorum.

Duygu karmaşasından geriye,

bir dingin ıssızlık istiyorum.

 

Ruhumdaki bitimsiz sancıyı,

dindirip, uyumak istiyorum.

Nabız atışlarımdan bakiye,

bir derin sessizlik istiyorum.

 

Hislerimi, kelime kelime

kağıda işlemek istiyorum.

Bezgin dizelerimden kafiye,

dökülsün hissizlik istiyorum

 

Tenimdeki sönmeyen ateşi,

harlayıp, küllemek istiyorum.

Her bir damarımda kan yerine,

dolaşsın sensizlik istiyorum.

 

Ağustos 2024

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AŞKTIR ŞİİR

 

Dile gelmeyen en özel duygular

Yürekten yâre serzeniştir şiir

Ruhtan dile gürül gürül bir pınar

Kalemden kalbe sesleniştir şiir

 

Doğumdan ölüme yaşanmışlıklar

Her asilikte gemleniştir şiir

Çiçekten böcekten hatır soruşlar

Doğa közünde demleniştir şiir

 

Gönülden göğe kanat çırpan kuşlar

Arşa yansıyan bir sevinçtir şiir

Gözlerden yüze çiseleyen yaşlar

Mutluluktan hüzne geçiştir şiir

 

Dağlardan denize yol bulan sular

Dere tepe sürükleniştir şiir

Gece gündüz nara atan martılar

Göklere aşkı resmediştir şiir

 

Kalpten kalbe yol arayan duygular

Sevgi uğruna çırpınıştır şiir

Gerçeğe direnen asi rüyalar

Ömre sığmayan özleyiştir şiir...

 

Ocak 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAPAMIYORUM

 

Duygularım sokak kapısı

Hicaptan yaşayamıyorum

Toparladım kırıklarımı

İstiyorum, atamıyorum

 

Ruhuma işledi sızısı

Utançtan ağlayamıyorum

Sevgi terk eylemiş zamanı

Arıyorum, bulamıyorum

 

Öfke çağımızın vebası

Korkumdan, anlatamıyorum

Açılan dev uzaklığı

Koşuyorum, kapatamıyorum

 

Şubat 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3 HECE: SEVGİYE

 

Olur mu,

üç hece

bir şiir,

bilmece

 

Olur ya,

aşk varsa,

şiir de

şarkı da

 

Üç hece

Beş dize

fark etmez

sevene

 

Ruhlar eş,

beden çift,

yürek tek,

Sevgiye...

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4 HECE: AŞK

 

Sevmek derler

Bir sıcak his

Güzel sözler

Ruha sevinç

 

Mutluluk mu

Doyum olmaz

Tükenmez su

İçen kanmaz

 

Aşktır adı

Düşen bilir

Nefis tadı

İçen bilir

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4 HECE: ŞİİRİM

 

Ruhuma can

Bir heyecan

Dinmez sızı

Yazılmayan

 

Gizli sevda

Yoldaş cana

Kalpte açar

Büyük yara

 

Sabır ister

Umut besler

Yasak bilmez

Vuslat gözler

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5 HECE: İNSAN SUSUYOR

 

Gün aydınlandı

Doğa uyandı

Şehir canlandı

İnsan uyuyor

 

Kuş kanatlandı

Göçler başladı

Bulut boşaldı

İnsan umuyor

 

Güneş dolandı

Dağlar karardı

Dünya dayandı

İnsan coşuyor

 

Gökler yarıldı

Divan kuruldu

Hesap soruldu

İnsan susuyor

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5 HECE: LAL

 

Lal oldu dilim

Öylesi sevdim

Dünya dönse de

Çakılı kalbim

 

Ruhuma eşti

İçime esti

Yaktı, kavurdu

Sanki güneşti

 

Fırtına çıktı

Barınak oldu

İçim ısındı

Bedenim dondu

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 HECE: ÖLÜMÜN EŞİĞİNDE

 

Bir yara var, kanıyor

Kimse umursamıyor

Herkes kendi derdinde

Sorsan, hayat sürüyor

 

Kanama kesilmiyor

Hasta gitti gidiyor

Herkes telaş içinde

Bir çare bulunmuyor

 

Kan kesildi, kuruyor

Beden hızla soğuyor

Herkes bekleyişte

Kimseler konuşmuyor

 

Ceset morga konuyor

Bir dinginlik iniyor

Herkes kendi işinde

Hayat devam ediyor

 

Cenaze yıkanıyor

Kefene sarılıyor

Herkes tabut başında

Hal hatır soruluyor

 

Namaza duruluyor

Helallik soruluyor.

Ölümün eşiğinde  

Herkes iyi biliyor

 

Cenaze taşınıyor

Defin tamamlanıyor

Herkes taziye peşinde

Sonra dönüp gidiyor...

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 HECE: ÇEKEMEDİM NAZINI

 

Bir söz çeldi aklımı

Bir köz deldi bağrımı

Döşüme sevmek düştü

Veremedim hakkını

 

Hesap etmem yarını

Attım dünya zarını

Başa yoksulluk düştü

Seremedim varımı

 

Gözlerimin yaşını

Ağaran saçlarımı

Yoluna dökmek düştü

Sakladım utancımı

 

Bu dünyanın malını

Görür müyüm yarını

Payıma uzlet düştü

Çekemedim nazını

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERÇEĞİN ELİNE GEÇTİ DUYGULAR

 

Oysa şiir insanlığın özü, özeti

Ruhun uzleti, kalbin kalbe hasreti

Şiir güzellik, şiir edeb-i estetik

Sessizliğin gür sesi, sözün asaleti

 

Şiir sevgi, şiir hasret, şiir özlemek

Heceyle, vezinle ama ölçüsüz sevmek

Şiir toprak, şiir yağmur, şiir bereket

Kuraklaşan dünyaya direnen al çiçek

 

Heyhat, kalmadı yeryüzünde şiire yer

Zira insan zalim, insan hayvandan beter

Tek derdi yemek içmek, ihtiyaç gidermek

Yasak bilmez, bir tek nefsine secde eder

 

Körelmiş vicdanı, yitip gitmiş inancı

Yolcudur, ama bir görsen, sanırsın hancı

Ölmeyecek gibi dalmış zevk-ü sefaya

Söyle, nasıl taşısın şiir bu utancı...

 

Haziran 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RUHUMDAKİ GÖÇ

 

Yüreğimde sönmeyen bir ateş yanar

Gidişindir sebebi kavrulan gönlün

Kırık kalbim, bir tek gülüşüne kanar

Hamalıyım, sevgisiz tükenen ömrün

 

Gözüm her yerde bizden hatıra arar

Yıkıldı düşlerim, sende kaldı yarım

Sanırdım, bahçemizde çiçekler açar

Heyhat, bu son vedayla soldu baharım

 

İçimde, güzele hasret bir sevinç var

Hüzne boyanır yokluğunla her günüm

Ruhumda, bilinmez diyara göç başlar

Sevgindir rehberi, tutacağım yönün

 

Secde ettikçe aklımdan kan damlar

Adını anarken bile titrer duam

Zaman geçmez sanki, günler asra uzar

Sensiz kalınca, makbere benzer yuvam.

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEVGİ

 

İnsan, ancak insandır sevince

Ne kalır bizden sevgi gidince

Allah aşkıyla dönmez mi dünya

Sevgisiz kalan dönüşür "hiç"e

 

Sevgi yakınlaştırır kalpleri

Unutturur tüm gamı kederi

Şifadır sevmek nice gönüle

Dindirir ümitsiz hasretleri

 

Sevgi özünde masumiyettir

Sarsılmaz, önce samimiyettir

Değil mi vuslat Rab'den armağan

Sevene düşen teslimiyettir

 

Kibirli insan bilmez sevmeyi

Sevgi-saygı sanır mesafeyi

Halbuki gem vurulmaz hislere

Sevmek göze almaktır ölmeyi

 

Kimi var, sezemez kıymetini

Malum etse de Allah kısmetini

"Bu bir rüyaydı, uyandım" der

Kaçırır yeryüzü cennetini

 

Oysa zaman durmaz akar gider

Beklerken sen, ömür geçer gider

Sonradan pişman olsan ne fayda

Ölüm gelir, tüm hikayen biter

 

Temmuz - Ekim 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNYA İŞTE BU

 

Gör artık, dünya işte bu

Bir oyun eğlence kulübü

Her yeri sahne dolu

Kimi senarist, kimi oyun kurucu

Başrolü az, figüranı bol, seyirci çoğu

 

Bil artık, dünya işte bu

Büyük bir imtihan yurdu

İnsandı her zaman, insanın kurdu

Sözde medeniyetini bile o, kanla kurdu

Kötülüğü yüceltti, iyi ne varsa dibe vurdu

 

Kabul et, dünya işte bu

Düzeni, dengesi bozuldu

Mazlumun feryadı ta Arş-ı Âlâ'dan duyuldu

Ve sonunda mizan kuruldu

Herkesten nihai hesap soruldu.

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İNSAN 1: MUCİZE YARATILIŞ

 

Kuru bir topraktı önce, fersiz, suskun

Yağmurla yoğruldu, rüzgarla taşındı

Sonra bir vadiye doldu, ızsız, durgun

Çamur içine gizlenmiş yüce sırdı

 

Aniden "OL" diye bir ses yankılandı

Görünmez kudret elinde şekil aldı

Benzersiz bir varoluş, nefessiz, solgun

Kalkmaya davrandı, çaresiz yığıldı

 

Bilmiyordu daha mucize vasfını

Şekil veren, fısıldadı maksadını

"Yararatılmaktasın, henüz fersiz nursun"

Ruhundan üfledi, bahşetti canını

 

Artık yürüyen, düşünen bir topraktı

Rabb'ine şükretti, alnı secdeye vardı

Öyle bir haldeydi ki, emsalsiz, efsun

Melekler boyun eğdi, iblis kıskandı

 

Rabbi ona kemiğinden eş yarattı

Adı cennet, eşsiz bir yere bıraktı

"Yiyin için, şu ağaçtan uzak durun"

Heyhat, aldandı, yasağa el uzattı

 

Böyle kaybetti insan ilk imtihanı

Pişmanlıkla dönüp Rabbine yakardı

"Çıkın cennetten" dedi, "cezanız sürgün,

müstahak size, çekmek dünya kahrını"

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İNSAN 2: CENNETTEN DÜŞÜŞ

 

Derin uykudan uyandı, halsiz, bitkin

Hatırladı, cennetten çıkarılmıştı

Etrafına bakındı, kimsesiz, üzgün

Issızca bir mekâna bırakılmıştı

 

Doğruldu, gözleri eşini aradı

Heyhat, ondan ne bir ses ne iz vardı

Sağa sola koştu, çaresiz, yorgun

Elleri boş kaldı, Rabbine yalvardı

 

Yıllarca hayatı hep bir arayıştı

Umutla nice vadi geçti, dağ aştı

Bazen aç susuz kaldı, mecalsiz, bezgin

Dünyanın bin türlü cefasını tattı

 

Derken, bir dağ başında ona rastladı

İşte sonunda! dualar yankılandı

Yüreği minnetle doldu, şeksiz, dingin

Gecelerce, içten, sessizce ağladı

 

Artık yaşamak için gayesi vardı

Aile, Rabbinden ona armağandı

Kıymetini bildi, şikayetsiz, olgun

Sabrı ile nesline rehber atandı

 

Ne yazık ki, sulbundan gelenler azdı

Bir evladı diğerini boğazladı

İçini alev sardı, dumansız, yangın

Kardeşin kardeşle savaşı başladı

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İNSAN 3: DÜNYA SINAVI

 

Cennetten dünyaya, itaatsiz, üzgün

Yaşamak mücadeleydi, çabaladı

Önce meyve topladı, zahmetsiz, olgun

Sonra toprağı ekti-biçti, avlandı

 

Giderek fark etti, yeryüzü sanattı

Araç gereç yaptı, işi kolaylaştı

Tam rahat etmişti ki, kaygısız, memnun

İblis çıkageldi, kafası karıştı

 

Nefsine yenildi, harama bulaştı

Ne hak-hukuk bildi, ne hatır tanıdı

Zevke sefaya daldı, gamsız, çılgın

Rabbi elçiler tayin etti, uyardı

 

Onca uyarıya rağmen uslanmadı

Tanrının yerine geçti, kanun yazdı

Her şeyi sahiplendi, ölçüsüz, vurgun

Yetinmedi, dahası için can yaktı

 

Tabiatla savaştı, şehirler yaptı

Para dediği bir musibet yarattı

Nefsine esir oldu, hesapsız, düşkün

Cennete de bir bilet satılır sandı

 

Ahlaksızlıkta dur durak tanımadı

Türlü türlü kire, pisliğe bulaştı

Başına buyruk yaşadı, arsız, azgın

Ya taşa döndü ya başına taş yağdı

 

Bilmem daha kaç kez cezalandırıldı

Kimi binmedi gemiye, suya battı

Kimi güce aldandı, tedbirsiz, şaşkın

Hırsla denize daldı, gömülüp kaldı

 

Rabbi merhamet etti yine, uyardı

Cümle insanlığı tek-Bir'e çağırdı

Son bir Resul gönderdi, lekesiz, emin

Çok geçmedi, insanlar yine aldandı

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VİCDAN FİLOSU

 

İspanya’dan yola çıktı nurdan tekneler

Yükleri vicdan, iman dolu sineler

Elde bayrak, dilde dua, dalga dalga

Dalgalarla boğuşur cesur yürekler

 

Yankılanır ahı gökte mazlumların

Hayalleri bombalarla darmadağın

Tam umutlar kesilmiş, açlık vurmuşken

Mübarek bir el uzanır içinden dalgaların

 

Vurur dalgalar, vurdukça da yol olur

Her köpük, “Fetih” mektubuna pul olur

Patlasın toplar-füzeler, istediği kadar,

Korku bilmez fatihler, iman doludur

 

Uyan ey gafil, seyreyle bu seferi

Bu, zulme karşı dirilişin zaferi

Sefineler ekmek-su değil, nur taşır

Fetih budur: Açılsın vicdan defteri!

 

Kırılsın abluka, yıkılsın duvarlar

Sakarya misali çağıldasın sular

Gazze bebek gülümsemesine hasret

Cennet insin o kıyılara bu bahar!

 

Ey Gazze! Aç limanlarını bahara,

Şehâdete koşup gelen bu kervanlara

Zümrüt fecirde Sumud’un filosunu

Bir anne kucaklar gibi bas bağrına.

 

Ekim 2025

 

Not: Bu şiirin temel çerçevesi Salih Cenap Baydar'ın "Sumud Filosu hakkında Necip Fazıl'ın tarzında bir şiir" talebiyle yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Ben sadece hece ve kafiye düzenine bazı dokunuşlar yaptım...

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İNSAN ELİNDE ZELİL OLDU DÜNYA
 

Belli değil, kim hain, kim şuursuz

Karanlıklara mahkûm oldu dünya

Gerçi kime sorsan masum, kusursuz

Masum elinde mahzun oldu dünya

 

Neye el atsan elinde kalıyor

İnsan, insanlıktan çıktı, çürüyor

Boşa koy dolmuyor, dolu almıyor

Sarhoş elinde mecnun oldu dünya

 

Her nereye baksan acı, gözyaşı

Vicdanlar sus pus, insan sabır taşı

Kimi şeytana dost, yol arkadaşı

Zalim elinde zulüm oldu dünya

 

İnsan öyle doyumsuz ki, hep ister

İstediği olmaz ise baş keser

Hak, hukukmuş; adaletmiş, boş geçer

Katil elinde maktul oldu dünya

 

Masum elinde mahzun oldu dünya

Sarhoş elinde mecnun oldu dünya

Zalim elinde zulüm oldu dünya

Katil elinde maktul oldu dünya

 

Temmuz 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EKTİĞİNİ BİÇERSİN

 

Şiir yazmak bir sanattır

Olmuyorsa fecaattir

Şiire işlenen sözler

Hassas kalplere kanattır 

 

Her kim ki şiirle yaşar

Hayattan alacağı var

Kabullenmez belki ama

Faildir, ortağı kadar

 

Herkes kendince masumdur

Kötülük hep onu bulur

Oysa ektiğini biçer

Tercihi kader yoludur

 

İnanır, o hep haklıdır

Hassastır hemen kırılır

Doğrusunu Allah bilir

Belki zaten yasaklıdır

 

Hayat bu, her gün değişir

Sevgi varsa, aşk yeşerir

Sevmek fedakârlık ister

İnsan, sevgiyle yücelir

 

13 Ağustos 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ARSIZLIK DESTANI

 

Bizim hayatımız destan

Azı gerçek, çoğu yalan

Menfaattir pusulamız

Dünya elimizde talan

 

İnsan sırtlanır dünyayı

Hırsı, kibrinden dolayı

Şeytanla yarenlik eder

Akla getirmez ukbayı

 

Üstümüzde dünyanın gözü

Biz söyleriz hep son sözü

Alem çekemez, kıskanır

Bizim karton köşkümüzü

 

Yolumuz kızıl elmaya

Yükümüz yerde kalmaya

Dava neydi bilmez kimse

Şan alıp da nam salmaya

 

Cahillik baş köşemizde

Aklımız geçmişimizde

Bana sorma kimsin diye

Tüm maharet ceddimizde

 

Hamaset olsa yaparız

Mangalda kül bırakmayız

Ama iş ciddiye binerse

Onda dokuzu kaçarız

 

Bu şiir hiç bitmez gibi

Sahtekar, adamın dibi

Milletim koyun oldu da

Bilmem ki kim sağar bizi

 

20 Ağustos 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HIRSIZLIK DESTANI

 

Şiir yazmayı bilmem ben

Sözcükleri süsleyemem

Hayatın gösterdiğidir

Dilden kâğıda dökülen

 

Kimi var ki raks ettirir dile

Değil öyle üç beş dize

Katlar, böler, sıkıştırır

Destanı aksettirir şiire

 

Bir bakarsın, güller açmış

Oysa dünya uykudaymış

İyiler cennet ararken

Kötüler hep pusudaymış

 

Gözyaşı eritir dağı

Balıkçı boş çeker ağı

Yapay zekâ mıymış, neymiş,

Dünyanın gözü kulağı

 

Yağmur yağsa kriz olur

Kar yağsa yer gök buz olur

Adına şehir diyorlar

Başında hep hırsız olur

 

Devlet başa, kuzgun leşe

Hırs kimsede koymaz neşe

Filler tepişip durur da

Hep saflar gider ateşe

 

Çağ bilgi ve bilim çağı

Teknik uçurur uçağı

Her işe uzmanlık gerek

Çıkmış diploma kaçağı

 

Öyle zamana geldik ki

Giderek düşeriz geri

Her şeyin çıktığı yerde

İnsanlık boyluyor dibi!

 

20 Ağustos 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAHARA HASRET

 

Deme, kış mı gelirmiş kar yağmadan

Nice soğuklar var kışı aratan

Çıkıp gitmezse kırgınlık aradan

Daha kaç bahara hasret kalırsın

 

Deme, güz mü olurmuş yaprak düşse

Almak gerek kuru yapraktan hisse

Rüzgar seline kapılmadan önce

Daha kaç hazana rahmet okursun

 

Ekim 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEVGİ SÖNMEZ MEŞALE

 

Elim gitmez kaleme

İlham düşmez geceme

Akıl ne derse desin

Şiir etmez kelime

 

Sevmek, gelmez hesaba

Seven, bilmez mesafe

Gerçek ne derse desin

Sevgi, sönmez meşale

 

Ekim 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNYA ÖLÜYOR

 

İnsan sanıyor ki, dünya mülküdür

Servet sahibi olmak bir ülküdür

Haşa! yaratmak cinsine özgüdür

Bu kibir yüzünden ölüyor dünya

 

Pek çoğu haris, hiç doymak bilmiyor

Her şeyi olsa da durmak bilmiyor

Yoksula bir sofra kurmak bilmiyor

Bu aç gözlülükten kuruyor dünya

 

Görünürde dostu insan insanın

Ama zor günde yok dost sandıkların

Sonu gelmez kurulan tuzakların

Bu güvensizlikten çürüyor dünya

 

Kimi çıkar peşinde, cahil, zalim

Kimi mazlumu cümle zalimin

Çok azı verir hakkını ilimin

Cehalet elinde sönüyor dünya

 

Hakikatsizlikten ölüyor dünya

 

Ekim 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AZİZ MİLLETİM

 

Bir zamanlar öyle asildi milletim.

Hamisiydi bir 'kutlu medeniyet'in.

Sonra çözüldü, safahata daldı,

Bilmedi kıymetini uluhiyetin.

 

Düşmanları çıkıp geldi karanlıktan,

Bitap düşmüştü birbirini kırmaktan.

Kilise yıkmış, aklı tanrı yapmıştı.

Söz ediyordu "yeni dünya" kurmaktan.

 

Kimimiz hayranı oldu "gelişmenin",

Kimimiz koruyucusu geleneğin.

Sandık ki refah ile yükselir millet.

Ardına düştük, soyguncunun, katilin.

 

Düşman, kimi zaman silahla, savaşla,

Kimi zaman siyasetle, kurmacayla,

Sarsmak için 'birliğimizi temelden',

Karşı karşıya koydu bizi, atayla.

 

Her birimize farklı hayaller çizdi.

Yetmedi, türlü "kimlikler" icat etti.

Din, mezhep, ırk, kültür derken,

Ferdini, milletine isyankâr etti.

 

Hem dost göründüler hem nifak ektiler.

Kimimize kurucu, kimimize "gerici" dediler.

Kurtarıcı, mürşit, şeyh, efendi derken,

Mümini, Ümmetinden tefrik ettiler.

 

Süslü laflara kandık, düştük tuzağa.

Savruldu herkes, birbirinden uzağa.

Kimimiz "cihat" dedi, kimimiz "devrim".

Kavga kaldı miras, her yeni kuşağa.

 

Bazen meclislerde, bazen sokaklarda,

Canlar alıp, "canlar verdik kavgalarda".

Bilmiyorduk, neydi bunda asıl maksat,

Her kavgada biz ölüyorduk art arda.

 

Öyle çok düşmüştük ki birbirimize,

Gerçek, ok olsa girmezdi zihnimize.

Bir "hakikat", bin biçime bürünmüştü.

En çok, yozluk işlemişti fikrimize.

 

"Ne onlardan olduk ne biz kalabildik".

Sorsan, her birimiz Ülkeyi çok sevdik.

Ele sattık da yâr etmedik kardeşe.

Böyle böyle her gün birlikte tükendik.

 

Uyanmak vakti geldi de geçti çoktan.

Millet yetki verdi, çıkmak için yoktan.

Taht sevdası üstün geldi davamıza.

Çıkar uğruna, "geçtik hatır-ı Hakk'tan".

 

Kasım 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAŞAMAK HEVESİ

 

Bir şiir daha diyor gönlüm

Yoksa bu ateş nasıl sönsün

Allah'tan bir lütuftur sevmek

Sevgisiz dünya nasıl dönsün

 

Herkes yaşamak hevesinde

Kimi mülk, kimi aşk peşinde

Lakin hesap unutulur sık

Özde gam, serde meşk içinde

 

Bilemem ben, yaşamak nedir

Ellere haz, bana elemdir

Ahlaksızlık sarmış her yeri

Arsızda zevk, bende sitemdir

 

Kimse görmez öz kusurunu

Huylu, terk etmez hiç huyunu

Ne kadar iyimser olsan da  

Kırar, söndürür umudunu

 

Yalnızlık Rabbe mahsus derler

Şeytanla yoldaşlık ederler

Güvenmesin kimse dostuna

İnsanı yalnız defnederler.

 

Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SANAL ALEM SEPETİ 

 

Kelimeler değersizleştiğinden beri
Konuşmadan dertleşmek hevesindeyim
Lakin sanal alem sanki bir pazar yeri
Bilmiyorum ki kimlerin sepetindeyim!

 

Şubat 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİR DE OLMASA

 

Kalmadı dünyada iyi insanlar

Nadir, üç beş güzel dosttan başka

Bilmem nasıl avunur hassas ruhlar

Hayal dünyası şiir de olmasa

 

Haziran 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız....