ŞİİR NEDİR, NE DEĞİLDİR?
BİR TASVİR DENEMESİ
İtiraf edeyim ki, ara sıra heceli kafiyeli metinler yazıyor, paylaşıyorum diye "şair" olduğum iddiasında değilim.
Çünkü şairlik, kelimeleri yanyana, alt alta belli bir düzen içinde yazabilme basit yetisi değil, çok daha ötesinde, başka bir mertebe.
Dile hakimiyet, çok çalışmak, emek vermek falan yetmez şair olmak için. Çok özel bir yetenek de gerekir. Öyle üç beş kelimeyi yan yana koydum, alt alta dizdim diye şair olmaz kimse. Bu yüzden ben kendimi olsa olsa amatör bir şiir emekçisi, en fazla şiir teknisyeni olarak görebilirim.
Gemini'ye göre şiir; duygu, düşünce ve hayallerin, dilin estetik kullanımıyla, ahenkli, ritmik ve çoğunlukla ölçülü/uyaklı mısralar (dizeler) halinde ifade edildiği sanatsal bir edebi türdür. İmge, çağrışım ve yoğun bir anlatıma dayanan şiir, kelimelerle şekil kurma sanatı olarak da tanımlanır ve okurda coşku/estetik zevk uyandırmayı amaçlar.
Bana göre ise şiir;
- Ruhun seslenişidir, estetiğin vücut bulması, sözün kemale ermesidir.
- Anlatı değildir, anlatmaz. Öyle olsa deneme, roman, öykü, hikaye vb olurdu.
- Hissiyattır. Hissettirir, hayal ettirir, duyumsatır. Hissetmekle, duyumsamak arasındaki farkı da şiir kavratır.
- Sırdaştır, dosttur. İfşa etmez, utandırmaz, yüze vurmaz ama ikaz eder, edebe çağırır, teselli eder, kusur örter.
- Edebi olduğu kadar ebedidir de, bir kez varlık buldu mu, zaman tanımaz, mekan tanımaz, çağları aşar.
- Şiir yerleşik değil, gezgindir, statik değil dinamiktir. Dize dize gezer, hece hece gezdirir hem dünyayı, hem rüyayı ve hayal alemlerini.
- Asla yalan söylemez. Ya derin bir sessizliğe gömülür ya da en mahrem olanı bile, peçeler, zarifçe dillendirir.
- Sahipsizdir. Yazılana kadar bir ele emanettir. Yazıldı mı, her kimin ihtiyacı varsa, onundur.
- Anlamını ne şairinden alır ne içerdiği kelimelerin sözlük tanımlarından. Şiir anlamını duygudan alır. Kime hangi duyguyu geçiriyorsa anlamı da odur.
- Ama eğlence mezesi, keyif vasıtası değildir. Boş zaman meşgalesi hiç değildir.
- Asla sıradan bir metin değildir. Bazen bir davettir, muştudur, umuttur, heyecandır, bazen de bir serzeniş, sistem ve ağıttır.
- Hatta belki şaşıracaksız ama o, bir şairin eseri de değildir.
Şaire ilhamdır.
İlhan verene râm,
insanlığa, muhatabına ikramdır.
Şiir yazmaya karar verdim.
Belki de anlatabilirdim,
saklamadan duygularımı,
eline geçmeden gerçeğin!
Aralık 2002
Geri dönmek için tıklayınız...
Gecelerim de gündüzlerim gibi karanlık.
Ne aya bakabilirim ne yıldıza artık.
Şikâyet etmemeliyim, çünkü biliyorsun,
En çok sevdiğimdi benim, zifiri karanlık.
Yalnızlığım da mecnunluğum gibi, kimsesiz.
Ne seninle yapabilirim şimdi ne sensiz.
Girdaba kaptırdım ruhumu, biliyorsun,
Kurtuluşu yok, tüm çabalar kifayetsiz!
Aralık 2002 - Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Ne olur ısrar etme,
anlatamam sana aşkımı,
Ne kadar çabalasam,
söz yetmez, beceremem.
Kelimeler bilmezken kendi anlamını,
ben ne yüklerim,
ne taşınır, kim bilir, sana.
Bir kabuğa bağlandığını nasıl söylerim?
Nasıl anlatabilirim
bir cesedin sonsuz aşkını?
Ama belki,
durup bir an bakabilsen
derinlerine okyanus mavisi gözlerin ve
dalıp gitsen bir an dipsiz denizine sevginin
anlardın.
Ama nafile!
Ne benim gözlerim mavi,
ne sen yüzme biliyorsun…
Ocak 2003
Geri dönmek için tıklayınız...
Yırtıcı bir çığlık büyür içimde
Duygular yol alır bilinmezliğe
Dinginliğine inat karanlığın
Ruhum kıpır kıpır, sığmaz bedene
Sanırım, bir ben gece ile dostum
Yıldızlara yoldaş uykusuzluğum
Gözyaşı sel olur, işler içime
Ruhum titrer ve dinmez susuzluğum
Gece bitti, yine sabah oluyor
Yazık, düne sitem vakti doluyor
Ey ruh, sen dön aydınlığa içimde
Karanlığım, kızılca gün doğuyor
Mayıs 2003 - Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Zaman değil, ömür tüketiyorum
Menzilim yok, meçhule gidiyorum
Kaderim çizilmiş, süre verilmiş
Ümidim yok, beyhude yürüyorum
Yaşanmış ne varsa, şikayetçi benden
Ruhum da kurtulmak ister bedenden
Sanırım failiyim her günahın
Artık şüphe eder oldum kendimden
Sanki kâbuslar gerçek, gerçek kâbus
Nasılsa duyulmaz isyanın, bir sus
Yükün boş hayallerin, çilen yolun
Oyalanıp durma, yürü ve kavuş
Haziran 2003 – Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Divanesi oldum bahtımın, peşindeyim
Bırakıp gidemem, yoksa da zincirlerim
Bıçak keskinliğinde düşen yüreğime
Yalnızlık değil, gözyaşı yüklü özlemim
Yandım bir çıranın titreyen aleviyle
Gönlüm emanet zalim bir hoyrat gönle
Ölüm sessizliğine bürünür feryadım
İsyanım çare vermez, beklemek nafile
Bekleyiş bir bakış kadar sonsuz ve aşkın
Deler geçer o bakış kalbi, aşık şaşkın
Vuslat aldanış, özlem beslerken ümidi
Heyhat, geleceği yok ki esir-i aşkın
Düşmeye görsün buz ateşler kor yüreğe
Eritir her ne kalmışsa senden geriye
Akıl vazgeçse, kalp iflah olmaz diretir
Razıdır sorsan, aşk için candan geçmeye
Feda edilir diğer sevgiler uğruna
Serilir tereddütsüz sevgili yoluna
Gözde birer damla yaş bırakır her giden
Dünyaya sığmaz, saklanır göz pınarında
Temmuz 2003-Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Her güzele meyleden arsız deli gönül
Dinmeksizin esen, bir seher yeli gönül
Her darbesiyle yüreğimde yara açan
Sazımın, vurdukça inleyen teli gönül
Yıllar var ki saklıdır, bilinmez derdim
Lokman hekim dirilir, dirilmez derdim
Bir ömür değil, bin bir ömür de yaşasam
Bakidir, her ne yapsam da silinmez derdim
Temmuz 2003
Geri dönmek için tıklayınız...
An gelir, gün ortasında hülyalara dalar insan
Kendi gölgesinde dertlerine derman arar insan
Kendisi de bilmez, kalbi ne acılar destelemiş
Sarhoşlukta kaybolur, çıkacak bir yol sorar insan
Hayat bir bilmece, çözüm saklı kalpte ve akılda
Biri korunağı olur, ıslanırsa eğer öteki yolculukta
Bilinmezliğe yürümektir, kalbin peşinden olan
Akıl dur der, çıkmaza tutulursa yön bu uğurda
Ben kendimden bilirim, hiç eksik olmadı elemim
Kalbim kimi severse aklım onda olmalı benim
Aşka düşmek, çöle düşmekten beter, çıkışı olmaz
Rüzgarlarla savrulur, bir damlaya muhtaç bedenim
Derim ki yürek yetmez sadece, aşk bizi bulunca
Akla sormalıdır, çekilir mi bu yaşam boyunca
Sevgili uğruna ölmek değildir, aşkı yüceltmek
Asıl olan uğruna yaşamaktır, akla uygunca
Ey şiir, sensizlikte bu yalnızlık nasıl çekilsin
Kime açılsın şu dertli gönüller, keder silinsin
Ruha aydınlıktır dizelerinin ışıltıları
Vuslat olmasa da kadim dostluğun kadri bilinsin
Temmuz 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
Adını yazdığım kalbime, kandır
bu yüzden damarlarımda dolaşıyorsun çoktandır
ne doktorlar çare bulabilir
ne kimse izleri silebilir
suçlu arama boş yere, o benim...
Sen bir çağlayana dönüştün,
ben ruhunda patlayan fırtınaya düştüm
sanma aynı zamanda yenik düştüm
zira, sen de düştün,
hem sadece bir düştün
ve ben uyuyakalıp, düşü büyütmüştüm...
yılları yollar yapıp yürüdüm,
hiç bilmediğim adresini bulmaya yemin içtim
görmediğim yüzünü sulara çizdim,
her gece kendimle karşılıklı oturdum
ve sevgini kadehe doldurup ölümüne içtim
'yıldızlar altında', ışıltılarla seviştim...
'Ölüm bizi ayırana dek',
ölümü ayırdım bizden, bilerek ve isteyerek
yeter ki, 'gönüller bir olsun', dileyerek
ama ya kazara sen orada olsaydın,
ben cansız bir bedene dönüşür, yığılırdım
ve sen, biçare, içimde, ölürdün...
Uzaklık yoktu, uzak olan bize, yakınlaşmaktı
gelmezdik birbirimize
başka yönlere gidip, uzaklaşırdık
gözlerimiz açık, kalplerimiz kapalı
kalpler açıksa, gözler ayda, ay dolu ve kapalı
bir ağaç dalı kırılmazdı
yaprağının ağırlığıyla, kırıldı
bir güvendi, kurulmazdı
sözlerin cambazlığıyla, kuruldu
ben ağlamazdım,
aslında yalan olan sadece buydu...
Yalan artırırmış zenginliğini
sana kim dedi, kes kekremsi güzelliğini
sade sen ka(l)dın saflığınla
baharatla seni, iyice bir süslemeli
sen-sizlik şarabı içer, ben sende-ler-ken...
El işi bir sevda bu, çalma felekten
paha biçilmez, değeri göz nuru el-emekten,
ben kalayım, sen durma, git sekerekten
sana bir zarar gelsin, istemem,
bilirim,
sen acıyı hiç sevmezsin...
Doğrulayım dedim, doğruldum
bir sağıma baktım, yoruldum
solum, önüm ve arkamdaysan eğer, sobe.
oysa sen hiçbir yerde yoktun
yalnız feryadın yağıyordu üstüme...
Göz yaşına bir ıhlamur demledim
galiba hastaydım ve bedenimi tekmeledim
sırtıma çıkamadım, silkelendim, terledim
sıcaklığın hala içimdeydi, ama sen soğuktun,
düş(tüğ)ümde tuttuğum ellerinden bildim...
Yağmurda ıslanmadım ki, engel oldun
seni yağmur altına iten ben, soldum.
güneş yanığıma, yanağın değdi
ben elindeyken güzelim, güz elimdi,
elin gözümdeydi, bir baktın ve
sevdamıza elin gözü değdi...
yüreğimi buzdolabına tıktım, soğutamadım
eline, avucuma doldurdum göğü, boşaltamadım
bir yıldız düştü ve rüzgâr dalgalandı
saçlarım birden ayın rengine bulandı,
ağladım, ağlatıldım, midem bulandı...
Telefona sarıldım, telef oldum
numara çevirdim, çaktılar, aklımdan vuruldum
polis durdurdu, ben arandım
cevap veremedim, aklım karıştı,
hem zaten havada ve bir karıştı...
dudağım çatladı, çat kapı, sen vurdun
ne diyeceğimi bilemedim, karşında dondum
zira git diyen bendim
gel-gitlere alışan sen
ben duruldum, bir masaya kuruldum
çaldım, tek duyan yine, sen oldun...
ayaklarım yön bilmezdi
ileri-geri gitmekle bu yol bitmezdi
sonunda, yine başladığım yere döndüm
ve ruhuma bir köz gömdüm
elimi karda soğuttum, yağmur dindi
ben yandım, gölü kuruttum...
Yel vurdu, titredi yüreğim, daraldım
fırlatıp güneşe onu, dağladım
dağda elin ile barıştım, sen ceylanla yarıştın
ben yine çağlayana karıştım,
- karışma, bildiğince aksın
diyen sen, dondun...
Kanım dondu o an, öldün sandım
ateşe atladım, kızardım, sen ‘ak’tın,
beyaz örtüsüne cesedimin, kanım damladı
ellerin buzdan, kırdı, bir dal salladı
eller durdu, baktı bize, ağladın ...
ve ben aktım, çağladım...
kalbime tekrar adını yazdım, kandın...
ben aynı yalanı içtim, kandım...
Ağustos 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
Kayboldum işte yine, içimin dipsiz derinlerinde
Pusulasız ve rotasız, ham hayal yüklü bineğimde
Açık denizde, ufuklara doğru bilinmez bir yönde
Gidiyorum, sığınacağım bir liman yokmuş, ne keder
Salmışım teknemi azgın dalgalar ve hırçın rüzgâra
Dertler yok artık, ölüm bile sevimli görünür zira
Sırtüstü uzanmışım güverteye, gündüzün bulutlarla
geceleri yıldızlarla, dalmışım koyu muhabbete
Ayağımı sallamışım sulara ve böylece dalmışım uykuya
Bulutlar renk salmış, rüzgarla yarışta, raks eder güya
Bir yanda martılar canhıraş feryatlar fırlatır suya
Diğer yanda, ruhumda huzur melodisi yankılanır
Artık ne bir gam ne kasavet, kim takar parayı pulu
Geçim derdi, gelecek kaygısı bitti, zihnim dupduru
Dalgalar çıldırmış, vuruyor, niyeti delmekmiş suru
Umurumda değil, hem boşlukta hem sonsuzluktayım...
Eylül 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
'seni uzaktan sevmek' demiş şair, 'aşkların en güzeli'
oysa seni değil, uzaklığı sevdim, varamayışımı, yalnızlığı
özlemi sevdim, beklemeyi, hayal kurmayı, deli deli yağmayı
arayışı sevdim, sokak sokak dolaşmayı ve sonunda bulmamayı
uçuşmayı sevdim, rüzgara kapılan kuru yapraklarla yarışmayı
geceyi sevdim, tek bir yıldızın bile ışıldamadığı karanlığı
sessizliği sevdim, ölüm sessizliğini ve sezsizlikte ağlamayı
mahpusluğu sevdim güzelim, zincire vurulmuşluğu, kaçamayışı
imkansızlığı sevdim, imkansızlıklarca çepeçevre kuşatılmayı
yüreğimdeki sancıyı sevdim, hissetmeyi ateşten ala sıcaklığı
kor ateşte kavrulmayı, tükenip, küllerimden tekrar var olmayı
hiçliği sevdim, eriyip gidişimde, ardımda tortu bırakmamayı
büyülü anları sevdim, yokluğunda bulduğum 'aşkın'ı yaşamayı
Ekim 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
Ben hayatımı çoktan bir aşka bağışladım
Geriye bir şey kaldıysa eğer, senindir, al
Severek mutluluğu kendime yasakladım
Gülüşüme kanma, neşem de aşkım da hayal
Kasım 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
Biçare garipler, çığlık çığlığa gömer sancıları yüreğine
zira sözcükler her dem zehirdir ehil elde, sözcükler zulüm
her sessiz çığlıkla yeniden alevlenir yangın, külleneceğine
bil öyleyse, nasıl ve kimden gelirse gelsin, huzurdur ölüm
sadece gözü kapalı yaşanandır gerçek, mutluluk suskunlukta
ne şartlar girer araya ne ruhlar başka sevdalara öykünür
söylemeden anlattığın, duymadan çıktığın bir doruk nokta
gör işte, çaresiz kimsesizliğe rağmen, ne vazgeçilmez öyküdür
Haziran 2004
Geri dönmek için tıklayınız....
hala peşindeyim hayal-i 'aşkın'ın
ömrüm geçti-bitiyor bu sürüklenişte
bitmez tükenmez tutku, son telaşım
ruhum kor ateşte, bedenim tükenişte
dönülmez bu yola sitem etsem ne çare
ne çıkışı ilk ne varışı son zamanın
duraklarda yaşananlar hep bir bahane
ki onlarsız zerre değeri yok bu canın
ne tende bir zevktir ne ruhta huzur
acıya katlanabilmek ölesiye mutluluk
sadece anlarda hem hazlar hem kusur
kimsenin harcı değil ötesine yolculuk
bıraktım zamanı kendi akışına, bensiz
ruhumda her sevdaya bir mezar kazdım
ömrümü tek bir anda dondurdum, sensiz
dünyamda her bedene bir fatura yazdım
Haziran 2004
Geri dönmek için tıklayınız....
Yağmur yağıyordu uyandığımda
gözlerimi boşluğa açmıştım
yağmur aman vermeden yağıyordu
durmadan yürüyordum tanımadığım şehirde
yağmur yağıyordu düşüncelerime
bulutlar hayal ufkumu kapatıyordu
yağmur bardaktan boşanır gibi yağıyordu
yürüyordum tanımadığım şehirde, durmadan
yağmur yağıyordu ağır ağır
düşlerim ıslanıyor, bedenim yaşlanıyordu
yağmur tepeden tırnağa yağıyordu
tanımadığım şehirde, durmadan, yürüyordum
Geri dönmek için tıklayınız....
yağmur yağıyordu karanlık bastığında
gözlerimi geceye kapatmıştım
yağmur rüzgarla coşarak yağıyordu
durmaksızın huzur arıyordum köşe başlarında
yağmur yağıyordu ince ince
kapılar bir bir çarpıyordu yüzüme
yağmur yağıyordu işleye işleye içime
huzur arıyordum köşe başlarında, durmaksızın
yağmur yağıyordu uzun uzun
ellerim ceplerimde, türkü söylüyordum
yağmur yağıyordu ıslık çalarak
arıyordum köşe başlarında, durmaksızın, huzur
Eylül 2004
Geri dönmek için tıklayınız....
Uzun zorlu yollar olsaydı
uçsuz bucaksız çöller
yorulmaz, tüketirdim
Dağlar engel olsa, deler,
nehir, göl ve denizleri
soluksuz geçerdim
Duvarlar, surlar,
kayalar vız gelirdi,
ellerimle parçalardım...
Yangınlara atlar,
tufanlarla boğuşur,
fırtınalara dalardım...
Engel tanımaz,
uzaklık bilmez,
zorluk dinlemezdim...
Oysa bir tanem,
bir tek sen varsın
ve bir tek ben...
başka hiçbir şey
hiç ama hiçbir şey
yok ki aramızda...
Eylül 2004
Geri dönmek için tıklayınız....
yoksa yalnızlığın bunaltısında yaşlanacak yüreğim
hüznünü karanlık gecelerin, şiirimle paylaşmalıyım
şiir anlatmalı kapkara bulutlara, yağmur istemediğimi
ve şiir ağlamalı yerime eğer kaçınılmazsa gözyaşları
kabuk bağlamış yaralar şiirle uyanmalı, depreşecekse
küllenmiş yangınlar şiirden kıvılcım almalı gerekirse
mezar yeniden açılacaksa, şiirde can bulmalı sevdalar
gerçeğin eline geçmemeli, şiirde yaşlanmalı tüm aşklar
şairim diyen unutmamalı şiir ile kadim dostluklarını
şiirde can vermeli, şiirde kurban etmeli duygularını
cümle bedensel hazlara veda etmeli şiir-i aşkına aşık
vuslat saymalı ruhundaki mısra ışıltısı aydınlıklarını
Haziran 2005
Geri dönmek için tıklayınız....
yeni baştan yaşamak istiyorum
uzak dur benden yalnızlığım
her daim sensizliği özlüyorum
el-aman ver bana yalnızlığım
durmak değil koşmak istiyorum
çöz tüm bağlarımı yalnızlığım
bulmak değil aramak istiyorum
sakla bildiklerimi yalnızlığım
artık çemberi aşmak istiyorum
kır şu zincirleri yalnızlığım
kendimden de kaçmak istiyorum
dür ol defterleri yalnızlığım
karanlıkla vedalaşmak istiyorum
yak bütün ışıkları yalnızlığım
kimsesizliği unutmak istiyorum
sar ruhumu sonsuzla yalnızlığım
kalabalığa karışmak istiyorum
düş artık yakamdan yalnızlığım
yaşamdan da zevk almak istiyorum
O her neyse, hayal say yalnızlığım...
Temmuz 2006
Geri dönmek için tıklayınız....
Dinle,
şiir söylüyor:
en son yağmurlar da dindi
sadece mısralar ağlıyor
sessizce, derinden, iç çekerek
ne bir gam bulutu var etrafta
ne kokunu taşıyan rüzgar salınmakta
sadece yalnızlığın hüznüdür çöken
telaşlı, gergin, asık çehreli akşamlarla
getirmez geceler selamını
göz kırpmaz artık yıldızlar,
bu yüzden kahırlı ve küskün
bu yüzden karanlığa sürgün, kapanır gözler
geceler zifiri şimdi, geceler ıssız ve zemheri
üzülmek boş gaflete kurban yıllara
özlem yaşanmamış olanaysa
ve telaş mutluluğa galebe çalmışsa
ağlayacak bir şey yok demektir,
alışmak ve katlanmak gerek yalnızlığa
yalnızlık ikiz kardeşi pişmanlığın, yalnızlık ölüm
yine de sen aldırma,
her şeye razı olanın gitmesi bırakıp gitmek değil
hem sende kalıp, hem eriyip yok olmaktır
ve bu gidişten arta kalan bir tortu değil
acı ya da tatlı bir lezzettir
bilirsin yok olan bir daha geri gelmez,
ve bilirsin ölüler üzülmez, ölüler asla göz yaşı dökmez
sen de üzülme
bir kez daha kabuk bağlasa açılmış yara
bir kez daha küllense yangın, nasır bağlamış ocağında
bir kez daha ruhtan ayrılıp taşlaşsa kalp sandığın
bir kez daha canlılığı ölüm bellese bu fani beden ve
bir kez daha gömülse ceset kalabalıkların kimsesizliğine
bir kez daha aşksızlığa düşse 'aşkın'dan vazgeçen
bir şey değişmez, bilirsin ölüler tekrar ölmez.
Temmuz 2006
Geri dönmek için tıklayınız....
Gözlerim gözlerine öylece takılıp kaldığında
irice bir yumruk düğümlenirdi hep boğazıma
ne ayırabilirdim büyülenen gözlerimi senden
ne gizleyebilirdim titreyen sesimi ellerden
Çekmemek için seni de çaresizliğin girdabına
sorsan da inkar ederdim daldığımı aynı ummana
ne çıkabilirdim suskun sevginin derinliğinden
ne dindirebilirdim yükselen çığlığı yüreğimden
Yürüyen viraneydim tarumar olmuş anılar arasında
aşılmaz duvarlar vardı özenle örülmüş etrafımda
ne alıkoyabilirdim küllenmişi kor ateşe dönmekten
ne söyleyebilirdim eriyegidişimi o ateşle derinden
Vuslata yönelen her adım fırtınaya tutulduğunda
yağmurla söneceğine ateş daha bir tutuştuğunda
ne geri durabilirdim yangına bigane yürüyüşten
ne vazgeçirebilirdim seni o biçare bekleyişten
Eylül 2010
Geri dönmek için tıklayınız....
pişmanlıkların geçer akçe etmediği cümle ateşler ortasındaki o yerde
esiri olduğun bedenini alevlerin raksındaki alacakaranlığa saklarsın
ancak, ne çare, hoyratça üstlendiğin veballer örmüş demirden bir perde
kaçamaz, zavallı günahsız ruhunu beyhude yakarışlarla boşa harcarsın
Mayıs 2011
Geri dönmek için tıklayınız....
her gün yanı başında insanlar boğazlanıyor
fırtına karanlığı ortasından yırtıyorken
geceye demir atmış, kör sevdaların adamı
bir uyan, bir ışık yak, adım at aydınlığa
kentin orta yerine felaketler yağıyor
katilinin bıçağından kanlar damlıyorken
miskinlik uykusunda horuldayan sersem
gözünü aç, göster herkese, yaşıyorsun sen
‘dolmuş’ hep son duraktan önce boşalıyor
sonsuzluk Salı hiç yolcusuz kal(k)mıyorken
ölüden beter, hayattan bezmiş sürüngen
doğrul ve seslen, sonun da ötesidir hedefin
cümle efradında çaresizlik kol geziyor
bir lokma için, sevdiğin bin yüz sürüyorken
çürümüş bedenini sürükleyen ruhsuz serseri
bir silkelen, kendine gel, haykır gerçekleri
Mayıs 2011
Geri dönmek için tıklayınız....
yine büyük bir fırtına patladı
varsın olsun, şimşekleri aydınlatıyor içimdeki köhne karanlığı
yıpranmışlığıma inat, sokak sokak dolaşıyor
ve damla damla arınıyorum
neyim varsa, toz dumana karıştı
varsın olsun, şifa niyetine içime içime çekiyorum isini pasını
savrulmuşluğuma inat, izbe izbe geziniyor
ve derin derin içerliyorum
yağmur hoyratça yollarıma boşaldı
varsın olsun, yürüyorum tertemizliğinde sıklaştırmadan adımlarımı
çözülmüşlüğüme inat, tek tek basıyor
ve çizgi çizgi iz bırakıyorum
ortalığı acı bir feryat kapladı
varsın olsun, ıssız kalmışlığıma arkadaş yapıyorum beher çığlığı
korkutulmuşluğuma inat, name name mırıldanıyor
ve avaz avaz susuyorum
depderin bir sessizlik çöktü
varsın olsun, sadeliğinde huzur buluyorum unutup harcanmışlığımı
dağılmışlığıma inat, parça parça toplanıyor
ve desen desen birleşiyorum
ve aniden herşey sus pus oldu
varsın olsun, irkilmişliğimde farkediyorum bunca uyutulmuşluğumu
sindirilmişliğime inat, fıldır fıldır bakınıyor
ve nefes nefes açılıyorum
Haziran 2011
Geri dönmek için tıklayınız....
Güce tapanlara yağ yakanların kayganlığında akıyor hayat,
O’na tutunmalısın, eğer yaşamaksa tek derdin ayakta kalarak
Ya onlardansındır ya kurbanı arsızca çevirdikleri çarkların
Yok başka çaren ya yağlayacaksın ya parça parça ağlayacaksın...
Haziran 2012
Geri dönmek için tıklayınız....
İdeolojiye siyaseten vuruşla
Sözel hakaret, sanal fuhuşla
Hep bana diyen vakur duruşla
Çözemezsin sen hiçbir mesele
Dostunu düşmanı iyi bellesen
Üşenmesen ruhlara da ellesen
Vicdanının sesini bir dinlesen
Göremezsin sen hiçbir mesele
Düşünmeden nala mıha vuruşla
Bilgisiz fikir sahibi oluşla
Benzerini bit yerine koyuşla
Çözemezsin sen hiçbir mesele
Öncelik insan olmayı denesen
Öyle ötekinden insaf dilesen
Sana reva olanı ona hak görsen
Göremezsin sen hiçbir mesele
Haziran 2012
Geri dönmek için tıklayınız....
yeniden yüreklenmek lazım,
dökmek taşları eteklerden
ve dönüp tepeden şehre bakıp
gülümsemek inceden
düşmana inat ölmemek lazım
güçlenerek çıkmak her bir yaradan
ve kalkıp yürümek ansızın
öldü diye bırakıldığın her aradan
zalimi çaresiz bırakmak lazım
yılmamak cürmü azametinden
ve başkaldırıp heybetlice
öldürmek hasetinden
Eylül 2012
Geri dönmek için tıklayınız....
Düştü bir kadın
üzgündü, ümitsiz ve çaresiz
nasır bağlamıştı diğerinin elleri
yerden kaldırmayı akıl edemedi
avaz avaz sustular
Kalktı kadın
ağız dolusu küfretti
dinledi diğeri, baktı etrafına, gören ve gülenler vardı
ırz dedi,
namus dedi, oradan uzaklaştı
lanet olsun diye bağırdı bu defa kadın
alayınızın ağzına… sonra yutkundu
rahat bırakın … bırakın diye inledi…
Güneşi söndü aniden
üzerine kapkara bulutlar çöktü
ne yapsa artık kurtulamazdı
ümidi yere çalınmış, yarını elinden alınmıştı…
8 Mart 2013
Geri dönmek için tıklayınız....
Ne gelirse milletimin başına acı veren
maalesef ki hep hulus ve saffetinden
bilemez de gerçek seveni ta derinden
bir kör dikene ikram eder saf-etinden
Mart 2013
Geri dönmek için tıklayınız....
Mahkum yine gönlüm ağyare açılmamış ten kafeste
sevdamı harlı meşale alevindeki karanlığa sakladım
sisi dinmeyen dağ başından çektim katran bir perde
işbu ahvale lakayt bedeni hançer-i nazarla hakladım
Mahşere özenerek sessizliği böldüm ortasından ikiye
lakin çığlık çığlığa susup, derin karanlıkta sabahladım
yine de sitem etmem kadere ki sevinmesin o zalim diye
her ne varsa giderken bıraktığı, sonluluğa bağışladım
Mart 2013
Geri dönmek için tıklayınız....
Okumuş cehalet boğacak cümle genç ümitleri,
kibir kibir küfürle zehirleyerek körpe zihinleri.
O cehalet ki durmadan suçladığı halde ötekini,
göremeyip de sarkan etlerinden kendi edebini...
Mayıs 2013
Geri dönmek için tıklayınız....
Hasret, ah yine hasret, yine gözyaşı
Düştü gönlümüze aynı dinmez sancı
Zaman durur, hiç geçmezmiş gibi sanki,
Katar dertlerimiz üzerine onmaz acı
Duygular, ah duygularımız, acı veren
O ateş olup, kasıp-kavuran bazen
Rüzgâr gibi esip geçen kimi zaman,
Yağmur olup boşalan, duygularımız
Keşke söküp atabilsek zihnimizden,
Silkinmekle kurtulabilsek hepsinden
Yaşamazdık böylece bu zor anları
Silinirdi de özlemler içimizden
Kalmazdı o zaman gönül sancıları
Dinerdi hem süzülen göz yaşları
Rüzgarla sürüklenmezdi de o an
Duyulmaz olurdu yürek yankıları
Evet, çekmezdik belki bu acıları
Umursamaz olsaydık duyguları
Birlikte gülerek bakardık ufuklara
Acıdan uzak tutardık çocukları
Ama acaba, onlarsız ne kalırdı bizden
Başka, biraz et birkaç parça kemikten
Nedir insanı insan yapan, bir düşün
Umulur mu ki insan geçsin sevgiden
Değil mi ki, ayrılmaz parçamız sevgi
Acı, keder, gözyaşı ve elem belki
Daha nice; umut, saygı, güven, inanç
Tabii ki, bunlar bile sayılmaz hepsi
Tamamlanır belki, bir bedenle insan
Yoksa ne et ne de kemiktir veren can
Asırlardır sahip olsa da bunlara
Duygu yoksununa demez miyiz "hayvan"
Brighton -1993
Geri dönmek için tıklayınız....
kırık,
kırgın,
kızgın,
üzgün,
küskün,
özürlük
ömrün
bedeninde
öksüzlük
sürgünü;
bizar
bitap
biçare
bibehre
bigünah
GÖNLÜM...
Şubat 2016
Geri dönmek için tıklayınız....
Bidon kafamı sapla samanla doldurdum
göbeğimi kaşıyarak, halimize gülüyorum
Kafamdaki örümcek örememişken daha ağını
ötelerden sinek vızıltınızı duyuyorum
Entelisin Ülkemin, haktır ne desen bana
bu yobaz halimle ben, seni de seviyorum
Şu çağdaşlık öyle netameli illettir ki,
bulaştı mı gitmiyor, inan ki biliyorum
Oysa içten içe seversin sen milletini
Ulu's, sadece dilindedir, itimat ediyorum
Bana gelince, eh işte, hastayım özüme
sen düştükçe, k'özüne, ben yanıyorum
Örümcek bidonun içinde, akıl başımda
Seninki don içinde, ateşle çözüyorum
Ekim 2016
Geri dönmek için tıklayınız....
Akif'i, Ziya Gökalp'i, Nene Hatun'u, İskilipli Atıf'ı
Hiçbiri zerre-i harcı olmadı mı, şu şanlı vatanın
Bayrağı oldu Mustafa Kemal ve yol arkadaşları
Yok mu hiç namı, uğruna toprak altında yatanın
Nerededir yetiştiren, onca cevval vatan evladını
Kimdi o, çığır açıp nail olan muştusuna Kuran'ın
Değil miydi Osmanlı, yücelten Türklük makamını
Hangi medeniyet, beşiği oldu 'ulu önder Ata'nın
Asaf Ali'dir, bu memleketin sönmez son ocağı
Alınma sakın, sitem sadece sözlerinde ahvadın
Dinmez yangındır ruhunda, vatan millet sevdası
Ölse düşürmez kıymetin, ne Tarih'in ne de An'ın
Kasım 2017
Geri dönmek için tıklayınız....
düşme
için parçalanır
ne bir yürek bulunur yatıştırmaya acılarını
ne de tutkal, yapıştırmaya kırıklarını
kalkma
heybetin dökülür
ne bir kaya bulunur oymaya heykelini
ne de balçık, toplamaya dökülenini
yatma
yükün boşalır
ne bir dam bulunur çekmeye suçunu
ne de yuva, sermeye çulunu
uyuma
hayalin canlanır
ne bir masal bulunur oynatmaya kahramanını
ne de hakikat, kapatmaya kuşkularını
durma
mekanizman bozulur
ne bir usta bulunur kurmaya zamanını
ne de idrak, doldurmaya kadranını
koşma
vaktin daralır
ne bir dost bulunur kaşımaya başını
ne de kortej, taşımaya naaşını
vurma
insanlığın körelir
ne bir sanatçı bulunur parlatmaya pasını
ne de insan, tutmaya yasını
okuma
bilgin eksilir
ne bir Sokrat bulunur doldurmaya aklını
ne de Niçe, yoldurmaya kılını
Geri dönmek için tıklayınız....
bilme
için daralır
ne bir bisturi bulunur açmaya bağrını
ne de plaster, tutturmaya sargını
anlama
yükün çoğalır
ne bir hamal bulunur taşımaya kahrını
ne de doktor, sağaltmaya ağrını
takma
sıkıntın artar
ne bir yaren bulunur dökmeye içini
ne de çoban, çözmeye ipini
kanma
umudun kırılır
ne bir derman bulunur görmeye yarını
ne de mezar, gömmeye (ah-u) zarını
inanma
ufkun daralır
ne bir peygamber bulunur açmaya çakranı
ne de melek, kollamaya arkanı
satma
kazancın kirlenir
ne bir müttefik bulunur dayamaya sırtını
ne de düşman, kurtarmaya k.çını
tutma
nefesin tükenir
ne bir ciğer bulunur estirmeye azmini
ne de bilek, kestirmeye cismini
yazma
sözün tükenir
ne bir zakir bulunur çoğaltmaya anlamını
ne de okur, azaltmaya yalanını
Mart 2018
Geri dönmek için tıklayınız....
Her yerde kan var, dillerde destan
Sessizce gider toprağın altına bir aslan
Bin bir fare saklanır gediğine sefahatin
Ölen vicdanı, öldüren itimadı saf ahfadın
Katiller ulu orta nutuk atar, alkışı bol
Kimi vahşice kafa kopartmıştır, kimi kol
Pazarda kurbanlık seçer gibi ölü seçerler
Her ölene kefenden önce makam biçerler
İnsanlıktır gömülen her bedenle toprağa
Yürekler yanar ama feryadı varmaz kulağa
Hiç olmamış ya da hep dünde kalmış gibi
Düştüğümüz kuyudur yaşam, görünmez dibi
Yalan, hep yalan, yuva yapmış ağzına
Sorsan ama, bir o yakışır dürüstlük tahtına
Hiddetlenir çok, kusuru çarpınca suratına
Kızılca kan toplanır istemsiz, ar damarına
Asaf doğdu, yırttı peçesini karanlığın
Göründü, şapka kimin aslında, kel kim
Kimin eli cebindeymiş, saf mazlumun
Kimin cebine gözü dalmış, hilekâr kulun
Yine her yerde kan var, ağızlarda slogan
Kimi vahşete koşar, kimi sapmış yolundan
Yaşanmamış gibi dün, kurar kimi yarını
Kimi de satar üç paraya, ata yadigarı varını
Temmuz 2019
Geri dönmek için tıklayınız....
Mavi, göğün örtüsü
Rengi umman, mavi
Mavi, günün şavkı
Nuru karanlık, mavi
Mavi, huzurun rengi
Çeşmi canan, mavi!
Eylül 2019
Geri dönmek için tıklayınız....
Tam tükendim dediğimde, el verenimsin
Son buldu sandığım ömrüme, eklenenim
Toprağım çatlamış, köküm kurumuş iken
Yeşertmeye yeniden, aşkla su verenim
Kararınca dünyam, aydınlatan ışığım
Daldığımda çıkmaz sokağa, yol açanım
Soluğum sökülmüş, ölüm sokulmuş iken
Nefesin nefesim eyleyip, can verenim!
9.9.2019
Geri dönmek için tıklayınız....
bir kelimedir bazen ömrünce aradığın
belki de ilk harfi o bir kelimenin
oysa gözünün önündedir her daim
ve diline pelesenk
ama bilmezsin, bulmazsın ta ki o sana / seni çarpana dek
çarpılır, bölünürsün, hepten gitmezsin
bir yarın çaresiz kalır orada
diğeriyle ömür tüketirsin, kaldığın yerden devamla
hep bitkin düşersin, hep yenik
hayat ayrıcalık tanımaz, dinlemez, bir yanın eksik
toplarsın bölük döküklerini,
ve çıkarıp atmaya niyetlenirsin çarpma izlerini
heyhat, o tek harf, bir kelime zimmetlidir ömrüne
ne sağaltacak ruh bulursun ne saracak yara
ancak fark edersin, dert saydığın ömürlük arazın...
Ekim 2020
Geri dönmek için tıklayınız....
Ana rahminde başlar,
İlk oraya düşersin.
Vakit tamam olunca,
ağar, ele düşersin.
Büyür, yürümek ister,
kalkar, kalkar düşersin
Sonra sokağa çıkar,
durmaz, koşar düşersin,
Yerden kalkıp silkinir,
hayal peşine düşersin.
Tam zengin oldum sanır,
yetmez, dara düşersin.
Düşe kalka öğrenir,
zevk sefaya düşersin.
Oh! yaşamak bu dersin,
onmaz derde düşersin
Biri çıkar karşına,
çarpar, aşka düşersin.
Yüz bulamazsın belki,
yanar, çöle düşersin.
Aklın baştan gider de,
bir buhrana düşersin,
Hekim hekim gezersin,
naçar hale düşersin.
Yıllar geçer böylece,
el ayaktan düşersin.
Dökülür dilin, dişin,
erir, muhtaç düşersin.
Görmez olur gözlerin,
susar, gözden düşersin.
Duymaz olur kulağın,
sohbetlerden düşersin.
Tutmaz bir gün dizlerin,
yataklara düşersin.
Gücün hepten tükenir,
son nefesten düşersin.
Ölüm kaydın düşülür,
dost, akraba üzülür.
Kıra mezar kazılır,
toprak içre düşersin!
Ankara, Eylül 2021
Geri dönmek için tıklayınız....
Benim babam gitti
İki bin yirmi bir yılının
Bir Aralık gününde
Kış ortası bir yaz gecesi gitti
Fedakâr babam gitti
Bir ömür bin bir cefa çekti
Dişiyle tırnağıyla kazanıp biriktirdi
İflah olmaz cömertliğiyle gitti
Derman babam gitti
Beslendiğimiz damar, yaslandığımız çınardı
Bilirdi hep, hangimizin ne derdi vardı
Ah, ilelebet dermansız bıraktı da gitti
Onurlu babam gitti
Gün be gün eridi, güçten düştü
Çaresizce izlemek, ah, ne güçtü
Yine de yıkılmadı, kalktı yürüdü de gitti
Sevgili babam gitti
Volkan gibi patlayan öfkesiyle
Umman misali tükenmez merhametiyle
Sevgi dolu yüreğiyle, son kez sustu ve gitti...
Aralık 2021
Geri dönmek için tıklayınız....
Senin ne eksiğin var şairden
Hem geniştir kelime hazinen
Görüyorsun herkesler yazıyor
Hiç alakası yok şiirinen
Hiç değilse biçim tamam olur
Eh, az biraz da kafiye uydur
Heceymiş, ölçü vezinmiş boş ver
Hele şairliğini bir duyur
Ne anlam ararlar ne bir mesaj
Yeter ki sözcükler uysun biraz
İster somut olsun ister soyut
Güzelce bir hikâye bulup yaz
İçine biraz sevgi, biraz aşk
Bir çorba kaşığı da hüzün kat
Hepsi anlaşılmasa da olur
O gizemdir, şiire veren tat
Ne diyordum, hah, şair olayım
Boş durmayıp şiir uydurayım
Uyduruk sözlere müşteri çok
Aleme üç beş de ben katayım
Dedim ki kendime: artık bitir
Bu ne aptalca, saçma bir iştir
Yazdıkça üf, yazasım geliyor
Hem hatta, bu iyi bir şiirdir
Hem kafiyesi var hem hecesi
Bir de okura direk meseci
Der ki: şiir yazmak ciddi iştir
Dur, kaçmasın şairin neşesi!
Temmuz 2023
Geri dönmek için tıklayınız....
Şiir yazardım yokluğunda
Yokluğun bitince
Can'a yazdım
Yetmedi
Cana tutunduğum
Öle'yazdım
Dağa, taşa, uçan kuşa
Sordum unuttuğum adını
Ezber edeyim diye
Olmadı
İçinde kavrulduğum
Çöle yazdım
Heyhat, bir rüzgâr esti
Kumlar savruldu
Derin bir nefes çektim içime
Kokun yoktu
Öfkesine kapıldığım
Yele yazdım.
Yandım susuzluktan
Ah, bir yudum olsan
İçerdim kana kana
Kupkuruydun
Köpüğünde boğulduğum
Göle yazdım.
Temmuz 2023
Geri dönmek için tıklayınız....
Bari şiir yazayım dedim
bulanmaktansa gerçeğin kirine,
hayalin cennetinde gezeyim
heyhat hevesimi öldürmüşler
hayale dair ne varsa zihnimde
birer birer söndürmüşler
İyiyi, güzeli anayım dedim
dalmaktansa kötülüğün gölüne,
güzelliğin göğünde uçayım
heyhat kelimelerimi çalmışlar
güzele dair ne varsa ruhumda
fark ettirmeden almışlar
uzak durayım dedim
bulaşmaktansa insanın kinine,
yalnızlığın şefkatine sığınayım
heyhat benliğimi sömürmüşler
bana dair ne varsa içimde
harabeye döndürmüşler
Temmuz 2023
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir günüm olsa
şöyle huzur içinde
kötülüğün olmadığı, kimsenin ölmediği
Sadece bir gün,
sabahtan akşama
barış ve sevgi egemen
Bir tam gün
silahlar sussa,
bebekler annesiz, anneler evlatsız kalmasa
Siyaset aslına rücu etse,
erbabı hep iyilik arasa
insanın tek derdi aşk olsa
Nefretin uyanmadığı
kötülüğün kazanmadığı
şerefin satılmadığı
Tek bir gün olsa
gecesinde uyusam doya doya
ölmeden...
Nisan 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Dünyaya dair ne varsa, silip attım da
Tükenmez bir sevgi durur hala içimde
Muradım vermektir karşılıksız onu da
Arar durur, bir gönüllü talip bulamam
Şartım tek, kıymet bilsin alan, kim olursa
Aktarsın tüm canlı cansıza, insan başta
Heyhat, insanım diye gezen pek çok ama
Bakar durur, bir nebze insanlık bulamam.
Nisan 2018, Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Aslında tanımam sizi...
İtiraf edeyim, tanımak da istemem,
zira ağırdır yükü dostluğunuzun.
Sadece bir neferi değil, bir orduyu bile derinliğinde boğacak,
dertler gölünün orta yerindeki gülen yüz,
nilüfersiniz siz...
Yüz yüze tanımam sizi...
Ne yalan söyleyeyim, tanımak da istemem
ama size olan hayranlığımı da gizlemem.
Başka kim olsa, çoktan dibi görecek
çile deryasında, korkusuzca yelken şişiren
ve sert rüzgarına inat, zarifçe salınan
yelkenlisiniz siz…
Gerçekte tanımam sizi...
Lütfen kızmayın, tanımak da istemem
ama bin dosttan daha özge can bilirim.
Lapa lapa cümle çareler üzerine düşen,
acıları katmer katmer eyleyen o beyaz örtüyü
delip geçen bir umut,
kardelensiniz siz...
Yazık ki tanımam sizi ben...
Anlayın beni ne olur, tanımaya cesaret edemem,
ama yüreğinizdeki insan sevgisine şahitlik ederim.
Hayatın dik yokuşlarına cesurca atılan
tırnağıyla tutunup en zirveye tırmanan,
en sarp kayalarda bile boy veren
ömür çiçeğisiniz siz...
Nisan 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
bir şiir yazsam
sadra şifa
sarsam
nerde bir yara varsa
karşılık beklemeden
sözü sihir kılsam
kalbe yol alsa
sağaltsam
en derinde ne varsa...
mahremidir demeden...
Mart 2024, Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Çaresizliğe dönen,
bomba seslerinin bölük pörçük ettiği
uykusuz gecelerden,
çığlık çığlığa ölen
kahpenin elinden şarampollerin parça parça ettiği
bebek bedenlerinden
umutsuzca sönen
çaresizlik ve karamsarlığın ölmeden yok ettiği
Filistinlinin fersiz gözlerinden
bir sitem, bin sitem
bin bir sitem olsun bize
daha nice uykusuz geceler,
kurumayan gözyaşları müstahak hepimize...
Lakin...
diyemem ben
ama biliyorsunuz siz...
yine veremeyeceğiz yasın hakkını
ve yazık olacak onlara ... yazıklar ... bize...
Temmuz 2014, Afyon
Geri dönmek için tıklayınız....
Kim karar verir, nedir nesir, nedir şiir
Eli kalem tutan herkes mi olur şair
Az söz cambazlığı ve mecaz tellallığı
Ölçü, hece, kafiye mi, hepsi boş iştir!
İlham mühim elbet ama bir de izan var
Kelimeler gizler, bin bir türlü anlam var
Doğrusu ne, seçmek değil mi işin aslı
Zahiri kurtarsan n'olur, öz arayan var
Asaf der ki, boşa kızmasın kimse bana
Ben de arıyorum o sırrı döne yana
Hem lafzı şakısın hem manası şavkısın
Bir cennet sedası olsun muhatabına
Ankara, Mart 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Ben sevdim mi, rağmen severim
İyiyse, güzelse sev, ne zahmetsiz
Uzaklaşır severim, içten severim
Bilirim yaşamaz sevgi, rahmetsiz!
Nisan 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
anlamak değil kimsenin derdi, anlatmak
yaşatmak değil kimsenin derdi, yaşamak
***
akletmeye gelince, miskinlik çöker herkese
şevk etmeye gelince, daha olsa da, tüketse
***
sevgi, saygı, dostluk, sadakat, dayanışma
hiç umma, yoksa eğer karşılığın, sunmaya
***
nefsine hoş gelen şeyler varsa, yok manisi
ödevmiş, ahlakmış, edepmiş, sorma abisi
***
Allah, Peygamber, Kur'an, Sünnet deme
yoksa dünyalık hazzı, İlahi aşktan kime ne?
***
aşk da yüceler yücesiydi eskiden, bir ömürlük
şimdilerde ise, eğlencelik, gecelik, günübirlik
Nisan 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Ellerinden tanır, bilirim seni
Hiç değmemiş dünyanın tozu kiri
Tertemiz, bakımlı, narin biçimli
Yufka yüreğine ayna ellerin
Ellerinden seçer, bilirim seni
Zarafet timsali, şiir misali
Parmaklar adeta raks eden peri
Sevmek sanatına sahne ellerin
Ellerinden izler, bilirim seni
Bazen incecik, sanki kalem gibi
Derim, yine diyet çelmiş zihnini
Nazenin bedene işçi ellerin
Ellerinden çözer, bilirim seni
Çaresiz, öne uzanmışsa biri
Sıkılmış canı derim, bekler beni
Aşkı, sevdasına bekçi ellerin
Ellerinden okur, bilirim seni
Keyifle atarsa saçları geri
Her şey yolunda derim, aşmış belli
Eller diyarına yolcu ellerin...
Nisan 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Dünya öyle bir yer olmuş ki, ne ararsan var
Tuzaklar kurar, kötülük saçar olmuş bu çağ
İnsanlar bölük pörçük: Gülen var, ağlayan var
Yüzüne güler, arkandan söver olmuş bu çağ!
Yalnızlık en geçer akçesi ahir zamanın
Şanslısın, eğer varsa beraber ağlayanın
Bilmez çoğu ama kölesi çağdaş ağanın
Kanını emer, canlıyken gömer olmuş bu çağ!
Ne işe kalkışsan diploma, tecrübe arar
Düşünmez hiç, bir kâğıt parçası neye yarar
İş insanda biter, hüner istersen onda var
Köleysen sever, asiysen döver olmuş bu çağ!
Talep edersen eğer, önce neyin varsa ver
Sormaz lakin kimse, bu insan ne yer ne içer
En son canın kalsa, ar etmez, onu da ister
Verirsen yutar, istersen kusar olmuş bu çağ!
Asaf der ki, boş ver, ne yapsan yaranamazsın
Arsızın koyduğu hedefe sen varamazsın
Bulaşma kirine, kırklansan arınamazsın
Başından kokar, ayaktan gider olmuş bu çağ!
Haziran 2024, Sinop
Geri dönmek için tıklayınız....
Öyle çok engel koyar ki yoluna insanın
Aşanı tutar, kalanı atar olmuş bu çağ
Ne azmi kalmış ne enerjisi, gencin yaşlının
Tazeyi ezer, kocayı üzer olmuş bu çağ!
Daha doğmadan insan, bin bir derde bulaşır
Anne karnında, o doktor, bu uzman dolaşır
Günü dolmadan gelir, dünya ile tanışır
Doğanı sayar, atayı soyar olmuş bu çağ!
Anne çalışır, yaşı dolmadan bakıcı bul
Sonrasında mecburen, okul öncesi okul
İlk, orta, lise, üniversite, sanki çapul
Çocuğu yorar, veliyi yolar olmuş bu çağ
Diplomalar al, boy boy sertifika biriktir
Durma öğren, en az bir iki de yabancı dil
Hiçbirini atlama, her ilana “CV” gir
Sınavda seçer, sorguda eler olmuş bu çağ!
Asaf der, varsa, sevmesen de sarıl işine
Yoksa kaybetmek korkusu yerleşir döşüne
Düşme bu dünyanın zevki sefası peşine
Varlığın alır, boğazın sıkar olmuş bu çağ!
Haziran 2024, Sinop
Geri dönmek için tıklayınız....
Diyorlar ki, teknoloji çağı bu, hız çağı
Dünyadan kopar, ekrana koşar olmuş bu çağ!
Yaşlı genç, herkesin cebinde internet ağı
Sanala çeker, gerçekten eder olmuş bu çağ!
Yüz yüze iletişim nerdeyse mazi olmuş
Hepimizin içi dışı sanal veri dolmuş
Yapay zekâ derler, bir afet geliyormuş
Âlimi aşar, zihinden taşar olmuş bu çağ!
Bilim dedik, ilerleme dedik, hep özendik
Ne sundularsa, sorgusuz sualsiz edindik
Doğru kullanmadan önce hilesin öğrendik
Reklamı basar, insanı çarpar olmuş bu çağ!
Yalnız telefon değil, her şeyimiz akıllı
Evimiz, arabamız, kapımızın mandalı
Bitmedi, bu çağın insanı da kumandalı
Herkesi ‘chip’ler, uzaktan izler olmuş bu çağ!
Asaf der, durun hele, biraz daha düşünün
Pek azı değil mi yaşananın, bu gördüğüm?
Teknolojik bağımlılık, çözülmez kördüğüm
İlk önce tavlar, sonra da bağlar olmuş bu çağ!
Haziran 2024, Sinop
Geri dönmek için tıklayınız....
Üzülmemek için soykırıma göz yuman var
Zalime ecir, mazluma cebir olmuş bu çağ!
“İnsan hakları” diye afili bir yalan var
Katili tutar, mağduru suçlar olmuş bu çağ!
Öz tarihini unutmuş kimi Türk - Müslüman
Avrupa - Amerika’yı övüp durur, sorsan
Onlar ileriymiş de, bizmişiz geri kalan
Atayı gömer, kâfiri sever olmuş bu çağ!
Sözde pek çoğu milliyetçi - muhafazakâr
Hamasete kalırsa, en güzelini yapar
Fırsat bulursa ama durmaz, Ülkeden kaçar
Slogan atar, çıkara satar olmuş bu çağ!
Batılıdan daha batıcı olmuş aydını
Gâvurca koyuyor milli servetin adını
Öyle şuursuz yetiştirmiş ki evladını
Yurduna küser, batıya kaçar olmuş bu çağ!
Asaf der, unutmamalı soyunu, kökünü
Esirgemez Türk evladı budaktan gözünü
Ölür, yere düşürmez milletine sözünü
Aslını anar, sahteye kanar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025, Sinop, Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Sorsan, her şey insanın iyiliği içinmiş
Sermayesi insan olan mezat olmuş bu çağ
Örf adet, töre, gelenek, ne varsa silinmiş
Eskiyi kınar, yeniyi arar olmuş bu çağ!
Genci tanımaz olmuş, büyüğü küçüğünü
Geçiremez asla, kimse kimseye sözünü
Biçime takılıp kalmış, unutmuş özünü
Nesline nankör, küffara bonkör olmuş bu çağ!
Niceliği artmış her şeyin, kalite düşmüş
İmkânlar varmış ne fayda, erişim güçmüş
Görünüş, gösteriş, gerçeğin üstünü örtmüş
Markaya düşer, eskiye küser olmuş bu çağ!
Kimse kimsenin derdini görüp duymaz olmuş
Herkesin derdi, kendine her şeyden zormuş
İnsan insanı öyle yıpratmış, öyle yormuş
Cinsine ayar, şeytana uyar olmuş bu çağ!
Asaf der, böyle yalnız yaşamak kolay belki
Ama ölmek, bir başına kimsesiz, öyle mi?
Kim kılar namazını, defneder cenazeni
Bedene hızar, ruhlara mezar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025 Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Herkesin her şeyi bildiği bir zamandayız
Bilgiyi saçar, görgüden kaçar olmuş bu çağ
İnsanın insana kul olduğu bir imandayız
Arsıza çıkar, masuma ızrar olmuş bu çağ!
Uzmanlık derler, başa bela bir bilgiçlik var
Sözde bilim ama içinde türlü hinlik var
İnsan değil de sanki nesnedir danışanlar
Maddeye tapar, manayı harcar olmuş bu çağ!
Nefsinin oyuncağı olmuş insan bu çağda
Canı ne isterse elde etmek telaşında
Açlıktan ölenler varmış, değil umurunda
Nefsine esir, vicdana sağır olmuş bu çağ!
Yaşamak, kimine göre gayesi insanın
Kimine ise, hazırlığı sonsuz hayatın
Ne bir düzeni ne dengesi kalmış dünyanın
Münkire akar, mümini yakar olmuş bu çağ!
Asaf der, değeri olmalı insan vasfının
Hayvandan farkı olmaz mı hiç aklı olanın
Gel gör ki, pek çoğu farkında değil aklının
Bedene yarar, ruhlara zarar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025 Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Milli eğitim diyorlar bir garabet varmış
Her türlü tahribatın sahnesi olmuş bu çağ!
Maksat devlete sadık vatandaş yaratmakmış
İnsanı işler, devleti besler olmuş bu çağ!
Tutarsızlık trend, bir gün böyle, bir gün şöyle
Prensipmiş, kuralmış ne banal şeyler öyle
Nasıl farklı olurum, sen bana onu söyle
Kuralsız yaşar, keyfine bakar olmuş bu çağ!
Kimi, evsiz insan görse başını çevirir
Sokak köpeği içinse iktidar devirir
İşi gücü gösteriş, her yaptığı sahtedir
Hayvanı sever, insanı ezer olmuş bu çağ!
"LGBT'liye özgürlük" diye bağırır
Müslüman kızımın başörtüsüne saldırır
Ne ayıp-günah bilir, ne ahlaka aldırır
Keyfine bakar, utancı atar olmuş bu çağ!
Asaf der, saygısı olur insanın insana
İnsan sevmeyen insandan doğaya ne fayda
İnsanlık yitip gitmiş, gerisi hep fasarya
Akışa uyar, kalpleri kırar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025 Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Öyle belirsiz bir zamanda yaşıyoruz ki
Her türlü kötülüğün beşiği olmuş bu çağ!
Herkeste bir telaş, dinmez yarın endişesi
Bugünü harcar, yarından korkar olmuş bu çağ!
Genç, yaşlı hepimizin derdi hayatta kalmak
Dünyaları versek de zor, zengini doyurmak
Oysa yoksula nimet, bir lokma ekmek bulmak
Fakirden alır, zengine verir olmuş bu çağ!
Siyasetçisi kendi kesesini düşünür
Vatandaşsa bir şekilde işini yürütür
Seçim zamanı geldi mi, yalanlar uçuşur
Hırsızı seçer, dürüstü üzer olmuş bu çağ!
Devlet dersen, milletin sırtındaki dev kambur
Vergidir, harçtır, cezadır, hazineyi doldur
Yoksula kuruş yok ama yandaşa rant boldur
Kaşıkla toplar, kepçeyle saçar olmuş bu çağ!
Asaf der ki, her şeye rağmen çıkma sen yoldan
Kimse görmese de gözetir seni Yaradan
Bu dünya yalandır, Ahiret tek gerçek olan
Dünyaya tapar, ahireti satar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025 Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Dünya ile yetinmez, uzayda yaşam arar
Çılgınca, sorumsuzca tüketmek olmuş bu çağ
Doğayı talan eder ama organik sorar
Mantığa zarar, zevklere pazar olmuş bu çağ!
Nereye baksan makina, neyi sorsan para
Sanki lazım değil artık hiç insan insana
Yanılıp da düşmeye gör bir kez olsun dara
İliğin emer, ümüğün sıkar olmuş bu çağ!
Ahlak arama boş yere, çoktandır tatilde
Töre bozulmuş, gelenek yozlaşmış, az bile
Ne hukuk kalmış ne de adalet memlekette
Suçluyu salar, masumu bağlar olmuş bu çağ!
Devleti sorarsan, hepten unutmuş fakiri
Parası olan satın alıyor her hizmeti
Kimse bilmiyor artık helaldeki nimeti
Harama koşar, helalden kaçar olmuş bu çağ!
Asaf der, böyle gitmez bu işler, döner devran
Ettiğini bulur elbet, can yakıp ah alan
Kimsenin hakkını kimsede koymaz Yaradan
Hırsıza dolar, dürüste duvar olmuş bu çağ!
Temmuz 2025 Ankara
Geri dönmek için tıklayınız....
Ezelden beridir kurdudur insan insanın
Zalimlere ziyafet sofrası olmuş bu çağ
Gücü yeten sarılmış boğazına zayıfın
Kuzuyu keser, kurtları besler olmuş bu çağ!
Beşer günden güne uzaklaşmış insanlıktan
“Ene’l-Hak” demiş ama unutmuş geleni Hakk'tan
Söz etmez olmuş ne zamandır hukuktan, haktan
Haddini aşar, sorumsuz yaşar olmuş bu çağ!
Sevgi saygı neydi, yeni nesil hiç almamış
Sözde Müslüman ama şuuruna varmamış
Kumardı, faizdi, yemediği halt kalmamış
Ölçüsüz alır, gönülsüz verir olmuş bu çağ!
Gerçeğin yükü ağır, refaha yetmez nefes
Hayali alemlerde çıkar yol arar herkes
Yatırımlar ‘kripto’ olmuş, evler ‘metaverse’
Dünyadan geçer, sanalda yaşar olmuş bu çağ!
Asaf der, sonu yakındır bak gör insanlığın
Öyle çok ki defosu, say say bitmez bu çağın
Kıblesi menfaattir ahlaksızın, alçağın
Harise hep kâr, munise efkâr olmuş bu çağ!
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Size bayram dilerim
Öyle güzel bayram ki
Yakınlaştırsın bizi
Sarsın her birimizi
Ne kutsal ne kurban
Ne de mübarek derim
O Allah'ın takdiri
Ben bayramı dilerim.
İçinde sevgi, saygı
Coşku, neşe bol olsun
Tatil değildir kastım
Tüm aile toplaşsın
Kimse kalmasın dargın
Çocuklar harçlık alsın
Yetişkinler kaynaşsın
Ben bayramı dilerim...
Haziran 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Dünyaya öyle sıkı bağlanmışız ki,
Günü feda ederiz, unutup dünü.
Sanki cennet hak etmiş günahsız gibi,
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Koşar dururuz hep para pul peşinden.
Hak, hukuk, adaletmiş hiç dert etmeden
Tanırız çıkarımızı ta öteden.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Bireyiz, özgürüz dedik, yalnızlaştık.
Dindi, mezhepti, bölündük, parçalandık.
Kanlar döktük, can yaktık, yabancılaştık.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Kimse hatır gönül tanımaz oldu,
Uyanık, saf olanı bir güzel yoldu.
Sor fırıldağa, dünya da dönüyordu.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Ne ahlak kaldı toplumda ne bir değer,
Herkeste bir boynuz, birbirine değer.
Dik duramazsan, derhal vururlar eyer.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Kalmadı kimsede yaşama sevinci,
Yarışta herkes, gelmek için birinci.
Kimi Atatürkçü sözde, kimi dinci.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Yok aslında birbirimizden farkımız,
Mühür kimdeyse odur bizim şahımız.
Saymakla bitmez suçumuz günahımız.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Asaf der, her şey sonlu, elbet bitecek,
Mazlum zalimin yakasından tutacak,
Kısa çöp, uzun çöpten hakkın alacak.
Ne ölüm aklımızda ne hesap günü.
Temmuz 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir sıcak merhabadır insanın beklediği
Herkes, bir güler yüze, selama muhtaç
Her birimiz kavrulur gider Mevlana gibi
Ömrünce beklediği bir Şems'e muhtaç!
Ağustos 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Bu geceyi saniye saniye
şiire kaydetmek istiyorum.
Duygu karmaşasından geriye,
bir dingin ıssızlık istiyorum.
Ruhumdaki bitimsiz sancıyı,
dindirip, uyumak istiyorum.
Nabız atışlarımdan bakiye,
bir derin sessizlik istiyorum.
Hislerimi, kelime kelime
kağıda işlemek istiyorum.
Bezgin dizelerimden kafiye,
dökülsün hissizlik istiyorum
Tenimdeki sönmeyen ateşi,
harlayıp, küllemek istiyorum.
Her bir damarımda kan yerine,
dolaşsın sensizlik istiyorum.
Ağustos 2024
Geri dönmek için tıklayınız....
Dile gelmeyen en özel duygular
Yürekten yâre serzeniştir şiir
Ruhtan dile gürül gürül bir pınar
Kalemden kalbe sesleniştir şiir
Doğumdan ölüme yaşanmışlıklar
Her asilikte gemleniştir şiir
Çiçekten böcekten hatır soruşlar
Doğa közünde demleniştir şiir
Gönülden göğe kanat çırpan kuşlar
Arşa yansıyan bir sevinçtir şiir
Gözlerden yüze çiseleyen yaşlar
Mutluluktan hüzne geçiştir şiir
Dağlardan denize yol bulan sular
Dere tepe sürükleniştir şiir
Gece gündüz nara atan martılar
Göklere aşkı resmediştir şiir
Kalpten kalbe yol arayan duygular
Sevgi uğruna çırpınıştır şiir
Gerçeğe direnen asi rüyalar
Ömre sığmayan özleyiştir şiir...
Ocak 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Duygularım sokak kapısı
Hicaptan yaşayamıyorum
Toparladım kırıklarımı
İstiyorum, atamıyorum
Ruhuma işledi sızısı
Utançtan ağlayamıyorum
Sevgi terk eylemiş zamanı
Arıyorum, bulamıyorum
Öfke çağımızın vebası
Korkumdan, anlatamıyorum
Açılan dev uzaklığı
Koşuyorum, kapatamıyorum
Şubat 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Olur mu,
üç hece
bir şiir,
bilmece
Olur ya,
aşk varsa,
şiir de
şarkı da
Üç hece
Beş dize
fark etmez
sevene
Ruhlar eş,
beden çift,
yürek tek,
Sevgiye...
Geri dönmek için tıklayınız....
Sevmek derler
Bir sıcak his
Güzel sözler
Ruha sevinç
Mutluluk mu
Doyum olmaz
Tükenmez su
İçen kanmaz
Aşktır adı
Düşen bilir
Nefis tadı
İçen bilir
Geri dönmek için tıklayınız....
Ruhuma can
Bir heyecan
Dinmez sızı
Yazılmayan
Gizli sevda
Yoldaş cana
Kalpte açar
Büyük yara
Sabır ister
Umut besler
Yasak bilmez
Vuslat gözler
Geri dönmek için tıklayınız....
Gün aydınlandı
Doğa uyandı
Şehir canlandı
İnsan uyuyor
Kuş kanatlandı
Göçler başladı
Bulut boşaldı
İnsan umuyor
Güneş dolandı
Dağlar karardı
Dünya dayandı
İnsan coşuyor
Gökler yarıldı
Divan kuruldu
Hesap soruldu
İnsan susuyor
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Lal oldu dilim
Öylesi sevdim
Dünya dönse de
Çakılı kalbim
Ruhuma eşti
İçime esti
Yaktı, kavurdu
Sanki güneşti
Fırtına çıktı
Barınak oldu
İçim ısındı
Bedenim dondu
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir yara var, kanıyor
Kimse umursamıyor
Herkes kendi derdinde
Sorsan, hayat sürüyor
Kanama kesilmiyor
Hasta gitti gidiyor
Herkes telaş içinde
Bir çare bulunmuyor
Kan kesildi, kuruyor
Beden hızla soğuyor
Herkes bekleyişte
Kimseler konuşmuyor
Ceset morga konuyor
Bir dinginlik iniyor
Herkes kendi işinde
Hayat devam ediyor
Cenaze yıkanıyor
Kefene sarılıyor
Herkes tabut başında
Hal hatır soruluyor
Namaza duruluyor
Helallik soruluyor.
Ölümün eşiğinde
Herkes iyi biliyor
Cenaze taşınıyor
Defin tamamlanıyor
Herkes taziye peşinde
Sonra dönüp gidiyor...
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir söz çeldi aklımı
Bir köz deldi bağrımı
Döşüme sevmek düştü
Veremedim hakkını
Hesap etmem yarını
Attım dünya zarını
Başa yoksulluk düştü
Seremedim varımı
Gözlerimin yaşını
Ağaran saçlarımı
Yoluna dökmek düştü
Sakladım utancımı
Bu dünyanın malını
Görür müyüm yarını
Payıma uzlet düştü
Çekemedim nazını
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Oysa şiir insanlığın özü, özeti
Ruhun uzleti, kalbin kalbe hasreti
Şiir güzellik, şiir edeb-i estetik
Sessizliğin gür sesi, sözün asaleti
Şiir sevgi, şiir hasret, şiir özlemek
Heceyle, vezinle ama ölçüsüz sevmek
Şiir toprak, şiir yağmur, şiir bereket
Kuraklaşan dünyaya direnen al çiçek
Heyhat, kalmadı yeryüzünde şiire yer
Zira insan zalim, insan hayvandan beter
Tek derdi yemek içmek, ihtiyaç gidermek
Yasak bilmez, bir tek nefsine secde eder
Körelmiş vicdanı, yitip gitmiş inancı
Yolcudur, ama bir görsen, sanırsın hancı
Ölmeyecek gibi dalmış zevk-ü sefaya
Söyle, nasıl taşısın şiir bu utancı...
Haziran 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Yüreğimde sönmeyen bir ateş yanar
Gidişindir sebebi kavrulan gönlün
Kırık kalbim, bir tek gülüşüne kanar
Hamalıyım, sevgisiz tükenen ömrün
Gözüm her yerde bizden hatıra arar
Yıkıldı düşlerim, sende kaldı yarım
Sanırdım, bahçemizde çiçekler açar
Heyhat, bu son vedayla soldu baharım
İçimde, güzele hasret bir sevinç var
Hüzne boyanır yokluğunla her günüm
Ruhumda, bilinmez diyara göç başlar
Sevgindir rehberi, tutacağım yönün
Secde ettikçe aklımdan kan damlar
Adını anarken bile titrer duam
Zaman geçmez sanki, günler asra uzar
Sensiz kalınca, makbere benzer yuvam.
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
İnsan, ancak insandır sevince
Ne kalır bizden sevgi gidince
Allah aşkıyla dönmez mi dünya
Sevgisiz kalan dönüşür "hiç"e
Sevgi yakınlaştırır kalpleri
Unutturur tüm gamı kederi
Şifadır sevmek nice gönüle
Dindirir ümitsiz hasretleri
Sevgi özünde masumiyettir
Sarsılmaz, önce samimiyettir
Değil mi vuslat Rab'den armağan
Sevene düşen teslimiyettir
Kibirli insan bilmez sevmeyi
Sevgi-saygı sanır mesafeyi
Halbuki gem vurulmaz hislere
Sevmek göze almaktır ölmeyi
Kimi var, sezemez kıymetini
Malum etse de Allah kısmetini
"Bu bir rüyaydı, uyandım" der
Kaçırır yeryüzü cennetini
Oysa zaman durmaz akar gider
Beklerken sen, ömür geçer gider
Sonradan pişman olsan ne fayda
Ölüm gelir, tüm hikayen biter
Temmuz - Ekim 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Gör artık, dünya işte bu
Bir oyun eğlence kulübü
Her yeri sahne dolu
Kimi senarist, kimi oyun kurucu
Başrolü az, figüranı bol, seyirci çoğu
Bil artık, dünya işte bu
Büyük bir imtihan yurdu
İnsandı her zaman, insanın kurdu
Sözde medeniyetini bile o, kanla kurdu
Kötülüğü yüceltti, iyi ne varsa dibe vurdu
Kabul et, dünya işte bu
Düzeni, dengesi bozuldu
Mazlumun feryadı ta Arş-ı Âlâ'dan duyuldu
Ve sonunda mizan kuruldu
Herkesten nihai hesap soruldu.
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Kuru bir topraktı önce, fersiz, suskun
Yağmurla yoğruldu, rüzgarla taşındı
Sonra bir vadiye doldu, ızsız, durgun
Çamur içine gizlenmiş yüce sırdı
Aniden "OL" diye bir ses yankılandı
Görünmez kudret elinde şekil aldı
Benzersiz bir varoluş, nefessiz, solgun
Kalkmaya davrandı, çaresiz yığıldı
Bilmiyordu daha mucize vasfını
Şekil veren, fısıldadı maksadını
"Yararatılmaktasın, henüz fersiz nursun"
Ruhundan üfledi, bahşetti canını
Artık yürüyen, düşünen bir topraktı
Rabb'ine şükretti, alnı secdeye vardı
Öyle bir haldeydi ki, emsalsiz, efsun
Melekler boyun eğdi, iblis kıskandı
Rabbi ona kemiğinden eş yarattı
Adı cennet, eşsiz bir yere bıraktı
"Yiyin için, şu ağaçtan uzak durun"
Heyhat, aldandı, yasağa el uzattı
Böyle kaybetti insan ilk imtihanı
Pişmanlıkla dönüp Rabbine yakardı
"Çıkın cennetten" dedi, "cezanız sürgün,
müstahak size, çekmek dünya kahrını"
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Derin uykudan uyandı, halsiz, bitkin
Hatırladı, cennetten çıkarılmıştı
Etrafına bakındı, kimsesiz, üzgün
Issızca bir mekâna bırakılmıştı
Doğruldu, gözleri eşini aradı
Heyhat, ondan ne bir ses ne iz vardı
Sağa sola koştu, çaresiz, yorgun
Elleri boş kaldı, Rabbine yalvardı
Yıllarca hayatı hep bir arayıştı
Umutla nice vadi geçti, dağ aştı
Bazen aç susuz kaldı, mecalsiz, bezgin
Dünyanın bin türlü cefasını tattı
Derken, bir dağ başında ona rastladı
İşte sonunda! dualar yankılandı
Yüreği minnetle doldu, şeksiz, dingin
Gecelerce, içten, sessizce ağladı
Artık yaşamak için gayesi vardı
Aile, Rabbinden ona armağandı
Kıymetini bildi, şikayetsiz, olgun
Sabrı ile nesline rehber atandı
Ne yazık ki, sulbundan gelenler azdı
Bir evladı diğerini boğazladı
İçini alev sardı, dumansız, yangın
Kardeşin kardeşle savaşı başladı
Geri dönmek için tıklayınız....
Cennetten dünyaya, itaatsiz, üzgün
Yaşamak mücadeleydi, çabaladı
Önce meyve topladı, zahmetsiz, olgun
Sonra toprağı ekti-biçti, avlandı
Giderek fark etti, yeryüzü sanattı
Araç gereç yaptı, işi kolaylaştı
Tam rahat etmişti ki, kaygısız, memnun
İblis çıkageldi, kafası karıştı
Nefsine yenildi, harama bulaştı
Ne hak-hukuk bildi, ne hatır tanıdı
Zevke sefaya daldı, gamsız, çılgın
Rabbi elçiler tayin etti, uyardı
Onca uyarıya rağmen uslanmadı
Tanrının yerine geçti, kanun yazdı
Her şeyi sahiplendi, ölçüsüz, vurgun
Yetinmedi, dahası için can yaktı
Tabiatla savaştı, şehirler yaptı
Para dediği bir musibet yarattı
Nefsine esir oldu, hesapsız, düşkün
Cennete de bir bilet satılır sandı
Ahlaksızlıkta dur durak tanımadı
Türlü türlü kire, pisliğe bulaştı
Başına buyruk yaşadı, arsız, azgın
Ya taşa döndü ya başına taş yağdı
Bilmem daha kaç kez cezalandırıldı
Kimi binmedi gemiye, suya battı
Kimi güce aldandı, tedbirsiz, şaşkın
Hırsla denize daldı, gömülüp kaldı
Rabbi merhamet etti yine, uyardı
Cümle insanlığı tek-Bir'e çağırdı
Son bir Resul gönderdi, lekesiz, emin
Çok geçmedi, insanlar yine aldandı
Geri dönmek için tıklayınız....
İspanya’dan yola çıktı nurdan tekneler
Yükleri vicdan, iman dolu sineler
Elde bayrak, dilde dua, dalga dalga
Dalgalarla boğuşur cesur yürekler
Yankılanır ahı gökte mazlumların
Hayalleri bombalarla darmadağın
Tam umutlar kesilmiş, açlık vurmuşken
Mübarek bir el uzanır içinden dalgaların
Vurur dalgalar, vurdukça da yol olur
Her köpük, “Fetih” mektubuna pul olur
Patlasın toplar-füzeler, istediği kadar,
Korku bilmez fatihler, iman doludur
Uyan ey gafil, seyreyle bu seferi
Bu, zulme karşı dirilişin zaferi
Sefineler ekmek-su değil, nur taşır
Fetih budur: Açılsın vicdan defteri!
Kırılsın abluka, yıkılsın duvarlar
Sakarya misali çağıldasın sular
Gazze bebek gülümsemesine hasret
Cennet insin o kıyılara bu bahar!
Ey Gazze! Aç limanlarını bahara,
Şehâdete koşup gelen bu kervanlara
Zümrüt fecirde Sumud’un filosunu
Bir anne kucaklar gibi bas bağrına.
Ekim 2025
Not: Bu şiirin temel çerçevesi Salih Cenap Baydar'ın "Sumud Filosu hakkında Necip Fazıl'ın tarzında bir şiir" talebiyle yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Ben sadece hece ve kafiye düzenine bazı dokunuşlar yaptım...
Geri dönmek için tıklayınız....
Belli değil, kim hain, kim şuursuz
Karanlıklara mahkûm oldu dünya
Gerçi kime sorsan masum, kusursuz
Masum elinde mahzun oldu dünya
Neye el atsan elinde kalıyor
İnsan, insanlıktan çıktı, çürüyor
Boşa koy dolmuyor, dolu almıyor
Sarhoş elinde mecnun oldu dünya
Her nereye baksan acı, gözyaşı
Vicdanlar sus pus, insan sabır taşı
Kimi şeytana dost, yol arkadaşı
Zalim elinde zulüm oldu dünya
İnsan öyle doyumsuz ki, hep ister
İstediği olmaz ise baş keser
Hak, hukukmuş; adaletmiş, boş geçer
Katil elinde maktul oldu dünya
Masum elinde mahzun oldu dünya
Sarhoş elinde mecnun oldu dünya
Zalim elinde zulüm oldu dünya
Katil elinde maktul oldu dünya
Temmuz 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Şiir yazmak bir sanattır
Olmuyorsa fecaattir
Şiire işlenen sözler
Hassas kalplere kanattır
Her kim ki şiirle yaşar
Hayattan alacağı var
Kabullenmez belki ama
Faildir, ortağı kadar
Herkes kendince masumdur
Kötülük hep onu bulur
Oysa ektiğini biçer
Tercihi kader yoludur
İnanır, o hep haklıdır
Hassastır hemen kırılır
Doğrusunu Allah bilir
Belki zaten yasaklıdır
Hayat bu, her gün değişir
Sevgi varsa, aşk yeşerir
Sevmek fedakârlık ister
İnsan, sevgiyle yücelir
13 Ağustos 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Bizim hayatımız destan
Azı gerçek, çoğu yalan
Menfaattir pusulamız
Dünya elimizde talan
İnsan sırtlanır dünyayı
Hırsı, kibrinden dolayı
Şeytanla yarenlik eder
Akla getirmez ukbayı
Üstümüzde dünyanın gözü
Biz söyleriz hep son sözü
Alem çekemez, kıskanır
Bizim karton köşkümüzü
Yolumuz kızıl elmaya
Yükümüz yerde kalmaya
Dava neydi bilmez kimse
Şan alıp da nam salmaya
Cahillik baş köşemizde
Aklımız geçmişimizde
Bana sorma kimsin diye
Tüm maharet ceddimizde
Hamaset olsa yaparız
Mangalda kül bırakmayız
Ama iş ciddiye binerse
Onda dokuzu kaçarız
Bu şiir hiç bitmez gibi
Sahtekar, adamın dibi
Milletim koyun oldu da
Bilmem ki kim sağar bizi
20 Ağustos 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Şiir yazmayı bilmem ben
Sözcükleri süsleyemem
Hayatın gösterdiğidir
Dilden kâğıda dökülen
Kimi var ki raks ettirir dile
Değil öyle üç beş dize
Katlar, böler, sıkıştırır
Destanı aksettirir şiire
Bir bakarsın, güller açmış
Oysa dünya uykudaymış
İyiler cennet ararken
Kötüler hep pusudaymış
Gözyaşı eritir dağı
Balıkçı boş çeker ağı
Yapay zekâ mıymış, neymiş,
Dünyanın gözü kulağı
Yağmur yağsa kriz olur
Kar yağsa yer gök buz olur
Adına şehir diyorlar
Başında hep hırsız olur
Devlet başa, kuzgun leşe
Hırs kimsede koymaz neşe
Filler tepişip durur da
Hep saflar gider ateşe
Çağ bilgi ve bilim çağı
Teknik uçurur uçağı
Her işe uzmanlık gerek
Çıkmış diploma kaçağı
Öyle zamana geldik ki
Giderek düşeriz geri
Her şeyin çıktığı yerde
İnsanlık boyluyor dibi!
20 Ağustos 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Deme, kış mı gelirmiş kar yağmadan
Nice soğuklar var kışı aratan
Çıkıp gitmezse kırgınlık aradan
Daha kaç bahara hasret kalırsın
Deme, güz mü olurmuş yaprak düşse
Almak gerek kuru yapraktan hisse
Rüzgar seline kapılmadan önce
Daha kaç hazana rahmet okursun
Ekim 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Elim gitmez kaleme
İlham düşmez geceme
Akıl ne derse desin
Şiir etmez kelime
Sevmek, gelmez hesaba
Seven, bilmez mesafe
Gerçek ne derse desin
Sevgi, sönmez meşale
Ekim 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
İnsan sanıyor ki, dünya mülküdür
Servet sahibi olmak bir ülküdür
Haşa! yaratmak cinsine özgüdür
Bu kibir yüzünden ölüyor dünya
Pek çoğu haris, hiç doymak bilmiyor
Her şeyi olsa da durmak bilmiyor
Yoksula bir sofra kurmak bilmiyor
Bu aç gözlülükten kuruyor dünya
Görünürde dostu insan insanın
Ama zor günde yok dost sandıkların
Sonu gelmez kurulan tuzakların
Bu güvensizlikten çürüyor dünya
Kimi çıkar peşinde, cahil, zalim
Kimi mazlumu cümle zalimin
Çok azı verir hakkını ilimin
Cehalet elinde sönüyor dünya
Hakikatsizlikten ölüyor dünya
Ekim 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir zamanlar öyle asildi milletim.
Hamisiydi bir 'kutlu medeniyet'in.
Sonra çözüldü, safahata daldı,
Bilmedi kıymetini uluhiyetin.
Düşmanları çıkıp geldi karanlıktan,
Bitap düşmüştü birbirini kırmaktan.
Kilise yıkmış, aklı tanrı yapmıştı.
Söz ediyordu "yeni dünya" kurmaktan.
Kimimiz hayranı oldu "gelişmenin",
Kimimiz koruyucusu geleneğin.
Sandık ki refah ile yükselir millet.
Ardına düştük, soyguncunun, katilin.
Düşman, kimi zaman silahla, savaşla,
Kimi zaman siyasetle, kurmacayla,
Sarsmak için 'birliğimizi temelden',
Karşı karşıya koydu bizi, atayla.
Her birimize farklı hayaller çizdi.
Yetmedi, türlü "kimlikler" icat etti.
Din, mezhep, ırk, kültür derken,
Ferdini, milletine isyankâr etti.
Hem dost göründüler hem nifak ektiler.
Kimimize kurucu, kimimize "gerici" dediler.
Kurtarıcı, mürşit, şeyh, efendi derken,
Mümini, Ümmetinden tefrik ettiler.
Süslü laflara kandık, düştük tuzağa.
Savruldu herkes, birbirinden uzağa.
Kimimiz "cihat" dedi, kimimiz "devrim".
Kavga kaldı miras, her yeni kuşağa.
Bazen meclislerde, bazen sokaklarda,
Canlar alıp, "canlar verdik kavgalarda".
Bilmiyorduk, neydi bunda asıl maksat,
Her kavgada biz ölüyorduk art arda.
Öyle çok düşmüştük ki birbirimize,
Gerçek, ok olsa girmezdi zihnimize.
Bir "hakikat", bin biçime bürünmüştü.
En çok, yozluk işlemişti fikrimize.
"Ne onlardan olduk ne biz kalabildik".
Sorsan, her birimiz Ülkeyi çok sevdik.
Ele sattık da yâr etmedik kardeşe.
Böyle böyle her gün birlikte tükendik.
Uyanmak vakti geldi de geçti çoktan.
Millet yetki verdi, çıkmak için yoktan.
Taht sevdası üstün geldi davamıza.
Çıkar uğruna, "geçtik hatır-ı Hakk'tan".
Kasım 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Bir şiir daha diyor gönlüm
Yoksa bu ateş nasıl sönsün
Allah'tan bir lütuftur sevmek
Sevgisiz dünya nasıl dönsün
Herkes yaşamak hevesinde
Kimi mülk, kimi aşk peşinde
Lakin hesap unutulur sık
Özde gam, serde meşk içinde
Bilemem ben, yaşamak nedir
Ellere haz, bana elemdir
Ahlaksızlık sarmış her yeri
Arsızda zevk, bende sitemdir
Kimse görmez öz kusurunu
Huylu, terk etmez hiç huyunu
Ne kadar iyimser olsan da
Kırar, söndürür umudunu
Yalnızlık Rabbe mahsus derler
Şeytanla yoldaşlık ederler
Güvenmesin kimse dostuna
İnsanı yalnız defnederler.
Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Kelimeler değersizleştiğinden beri
Konuşmadan dertleşmek hevesindeyim
Lakin sanal alem sanki bir pazar yeri
Bilmiyorum ki kimlerin sepetindeyim!
Şubat 2025
Geri dönmek için tıklayınız....
Kalmadı dünyada iyi insanlar
Nadir, üç beş güzel dosttan başka
Bilmem nasıl avunur hassas ruhlar
Hayal dünyası şiir de olmasa
Haziran 2025
Geri dönmek için tıklayınız....